Eczaneye Uygulanan Sanat İcrasından Men Cezasının İptali İstemli Dilekçe

Eczaneye Uygulanan Sanat İcrasından Men Cezasının İptali İstemli Dilekçe

*** BÖLGE İDARE MAHKEMESİNE

Gönderilmek Üzere

***. İDARE MAHKEMESİNE

-Yürütmeyi Durdurma Ve

                              Duruşma Taleplidir-


DOSYA NO : ***

İSTİNAF EDEN

DAVACI         : ***

VEKİLİ         : Av. Nasrullah Kayra BOZKURT

DAVALI         : TÜRK ECZACILAR BİRLİĞİ

VEKİLİ         : ***

KONU          : *** İdare Mahkemesi Tarafından Verilen *** Esas ve *** Karar Sayılı *** Tarihli Hukuka Aykırı Kararın İstinaf İncelemesi Neticesinde Kaldırılması ve Davalı İdarenin *** Tarih *** Sayılı İşlemin İptaline Karar Verilmesi Talepli İstinaf Dilekçemizden İbarettir.

AÇIKLAMALAR


Davalı idare tarafından müvekkil hakkında tesis edilen işlem Anayasa'nın 2. Maddesinde düzenlenen "Hukuki Belirlilik" ilkesine açıkça aykırı olup, 6643 Sayılı Yasanın 30/c maddesi uyarınca müvekkil hakkında tayin edilen disiplin cezası "Takdir Yetkisinin" sınırlarının aşılması ve "Keyfiyete"   mahal vermesi nedeniyle İYUK'a ve hakkaniyete aykırıdır. Bu hususta tarafımızca davalı idarenin *** Sayılı 16/03/2023 tarihli işlemin iptaline karar verilmesi yönünde *** İdare Mahkemesi'nde dava açılmış olup, davamız "işlemde hukuki aykırılık bulunmamaktadır" gerekçesi ile reddedilmiştir. Yerel Mahkeme'nin vermiş olduğu "ret" kararı Anayasa'nın 2 ve 13. Maddesine, Hukuki Güvenlik ve Belirlilik İlkesine ve Anayasa Mahkemesi Kararlarına ve Özellikle Danıştay 8. Daire 2002/2960E., 2003/1179K. Sayılı 19/03/2003 tarihli ilamına olmak üzere Danıştay kararlarına açıkça aykırılık teşkil ettiği için tarafımızca verilen kararın istinaf edilmesini talep etmek hasıl olmuştur. Şöyle ki:


DAVALI İDARE TARAFINDAN TAYİN EDİLEN İDARİ İŞLEM

Sayı Numarası: 43.L.01/  Konusu: YHD kararı Karar Tarihi: 16.03.2023 Karar No: 43.6.15 

2-Türkiye Ecazacılar Birliği *** Eczacı Odası Haysiyet Divanınca "sıralı reçetelerin limit-kota dışı karşılanması nedeniyle 6643 Sayılı Yasanın 30/c maddesi uyarınca 30 gün süre ile sanat icrasından men cezası" verilmiş söz konusu karar Türk Eczacılar Birliği Yüksek Haysiyet Divanı'na gönderilmiş ve Yüksek Haysiyet Divanı tarafından müvekkil Eczacı *** hakkında "........6643 Sayılı Yasanın 30/c maddesi uyarınca 30 gün süre ile sanat icrasından men cezası kararının, suç ile ceza arasındaki denklik gözetilerek 6643 sayılı yasanın 45. Maddesi uyarınca aynen kabul ve tasdik edilmesine oy birliği ile karar verildi."

1- Her Ne Kadar Dava Konusu İdari İşleme Konu 6643 Sayılı Yasanın 30/c Maddesinde Haysiyet Divanlarının Bu Cezaların Verilmesinde Sıra Gözetmeksizin Takdir Hakkını Kullanacakları Belirtilmiş İse de İdarenin "Takdir yetkisi" sınırsız değildir. Bu nedenle idare takdir yetkisini kullanırken, keyfi biçimde davranamaz. Gerekli inceleme ve araştırmaları yaptıktan, bunları somut kanıtlarla destekledikten sonra takdir yetkisini kullanmalıdır. Takdir yetkisinin olduğu durumlarda bile idare haklı gerekçe göstermek zorundadır.

Müvekkil Hakkında Tayin Edilen İdari İşlemin Dayanak Maddesi: 

6643 SAYILI KANUN MADDE 30- 

"Haysiyet Divanı kayıt zorunluluğu bulunmasına rağmen odaya kayıt yaptırmayan veya bu Kanunun öngördüğü diğer yükümlülükleri yerine getirmeyenler ile evrakı kendisine tevdi edilen üyelerin meslek adap ve haysiyetine aykırı olan fiil ve hallerinin niteliğine ve ağırlık derecesine göre, fiil ile ceza arasında adil bir denge gözeterek aşağıdaki disiplin cezalarını verir:

a) Yazılı ihtar: Eczacılık sanatının icrası sırasında veya kişilerle ilişkilerde daha özenli davranılması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.

b) Para cezası: Fiilin işlendiği tarihteki oda yıllık aidatının dört katından onbeş katına kadar verilecek para cezalarıdır.

c) Geçici olarak sanat icrasından men cezası: Eczacılık sanatının icra edilmesinin üç günden yüz seksen güne kadar yasaklanmasıdır." Şeklinde düzenlenmiştir. 

Davalı idarenin müvekkile ceza tayin ederken somut olayın bütün açılardan değerlendirilmeye alındıktan sonra öncelikle "keyfiyete" yer vermeden hakkaniyetli bir yaptırım tayin etmesi gerekmektedir. Nitekim bu hususta idarenin takdir yetkisini kullanırken uyması gereken ilkeler açıkça belirtilmiştir. 

İdare, takdir yetkisini kullanırken her şeyden önce, yasanın koyduğu sınırlar içerisinde kalmalıdır.

İdare, takdir yetkisini kullanırken eşitlik ilkesine önem vermelidir.

İdare, takdir yetkisini kamu yararı için kullanmalıdır.

İdare, takdir yetkisini gerekçeli kullanmalıdır.

Davalı idare müvekkile tayin edilen ceza hakkında, tarafımızca belirtilen hususları, (ÖZELLİKLE MÜVEKKİLİN 10 YILI AŞKIN SÜREDİR ECZACI OLARAK ÇALIŞTIĞI BU SÜREÇTE HİÇBİR SORUŞTURMA VEYA MESLEĞİNE AYKIRI BİR FİİLİNİN OLMADIĞI) değerlendirmeden md. 30 kapsamında belirtilen üç ayrı cezadan en ağır olanı müvekkil hakkında tayin etmiştir. 30. Maddede belirtilen disiplin cezalarına dair gerekçe ortaktır. Nitekim 6643 Sayılı Kanunun 30. maddesinin a,b ve c fıkralarında belirtilen cezaların verilmesine ilişkin gerekçe sabittir. ("sözleşme hükümlerine aykırılık teşkil edilmesi ve meslek disiplinin bozulması") Ancak yaptırımların maddi ve manevi külfeti birbirlerinden açıkça farklıdır. Müvekkil hakkında en ağır yaptırımın uygulanmasının gerekçesi belirtilmemiştir. 

Buradaki takdir yetkisinin mutlak ve sınırsız olmadığı, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun

kullanıp kullanılmadığı yönünden yargı denetimine tabi tutulabileceği tartışmasızdır. Dava konusu idari işlemde, davalı idarenin takdir yetkisini kullanırken yasanın koyduğu sınırları aşmıştır. İş bu sebeple dava konusu idari işlemin iptali gerekmektedir. 

2- Ankara 21. İdare Mahkemesi İdari Yargılama Usulü Kanunu 20. Maddesine Aykırı Olarak Hareket Etmiştir.

İYUK. Madde 20 – 1. (Değişik birinci cümle: 18/6/2014-6545/17 md.) "Danıştay, bölge idare mahkemeleri ile idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her türlü incelemeyi kendiliğinden yapar. Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler..."

Nitekim yukarıda bahsettiğimiz hususlar yerel mahkemede açıkça belirtilmiştir. Özellikle müvekkil hakkında tayin edilen idari işlemin keyfiyet kapsamında olduğu, müvekkilin uzun yıllardır ifa ettiği eczacılık mesleğinde daha önceden hiçbir hukuka, sözleşmelere ve mesleğine aykırı bir fiilinin olmadığı belirtilmiştir. 

İdare mahkemelerinde re'sen araştırma ilkesinin uygulanmasına karşın, tarafımızca belirtilen hususların dahil incelenmeden karar verilmesi, re'sen araştırma ilkesinin gözardı edilmesi başlı başına BOZMA sebebidir. Nitekim somut olay ile doğrudan emsal bir olay hakkında Danıştay 8. Dairesinin vermiş olduğu karar sarihtir.

Danıştay 8. Daire 2002/2960E., 2003/1179K. Sayılı 19/03/2003 Tarihli İlamı

"Karar: Uyuşmazlık, Eczacı olan davacının 6643 sayılı Yasanın 30/c maddesi uyarınca 30 gün süreyle sanat icrasından men cezasıyla cezalandırılması yolundaki... Eczacı Odası Haysiyet Divanı kararının

onaylanmasına ilişkin Türk Eczacılar Birliği Yüksek Haysiyet Divanının... gün ve ... sayılı kararının iptali isteminden doğmuştur. 6643 sayılı Türk Eczacılar Birliği Yasasının 30. maddesinde, Haysiyet Divanınca verilecek intibati cezalar sayılmış, yine aynı maddede, Haysiyet Divanlarının bu cezaların verilmesinde sıra gözetmeksizin takdir hakkını kullanacakları belirtilmiştir. Buradaki takdir yetkisinin mutlak ve sınırsız olmadığı, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun kullanıp kullanılmadığı yönünden yargı denetimine tabi tutulabileceği tartışmasızdır. Olayda, davacı üzerine atılı eylemin sübut bulduğu işlem dosyasından anlaşılmakta ise de, davacı tarafından daha önce herhangi bir ceza almadığı iddia edilmekte olduğundan, davacının daha önce soruşturma geçirip geçirmediği, ceza alıp almadığı konularının araştırılmak suretiyle daha hafif bir

ceza tertibinin mümkün olup olmadığı, dolayısıyla ceza tertibinde takdir yetkisinin hakkaniyete uygun kullanılıp kullanılmadığı yönünden İdare Mahkemesince inceleme yapılması gerekirken bu

değerlendirme yapılmadan verilen kararda yasal isabet görülmemiştir. Sonuç: Açıklanan nedenlerle, ... İdare Mahkemesi kararının bozulmasına 19.03.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. "


3- Davalı İdarenin 16/03/2023 Tarih 43.6.15 Sayılı İşlemi, Takdir Yetkisinin Kullanılması Yönünde Belirlenen İlkelere Aykırı Kullanılmıştır. Bu durum "Hukuki Güvenlik ve Belirlilik" İlkelerine ve Adil Yargılanma Hakkına Açıkça Aykırıdır. 

Müvekkil hakkında uygulanan müeyyidenin dayanağı olan 6643 sayılı kanunun 30. Maddesinde Eczacılar hakkında uygulanacak disiplin cezalarının sayılmıştır. Ancak hangi eczacıların hangi fiil ve eylemlerinin hangi cezalara karşılık geleceği veya eczacılık mesleğinin adap ve haysiyetine aykırı olan hangi fiil ve hareketlerde hangi disiplin cezasının uygulanacağı düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum yukarıda bahsettiğimiz üzere Takdir Yetkisinin sınırlarının aşılması durumunda keyfi bir fıkranın seçilmesine sebebiyet vermektedir. Hukuki Güvenlik ve Belirlilik ilkeleriyle korunmaya çalışılan hakların ihlal olduğu kuşkusuzdur. Kanunun metni, bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır.

Nitekim somut olay hakkında da müvekkilime tayin edilen disiplin cezasında fiil ve eylemlerine karşılık gelen cezanın tayini hususunda herhangi bir gerekçe gösterilmediği gibi tarafımızca yapılan araştırmalar sonucunda kıyas yoluyla  Türkiye Eczacılar Birliği 17. Bölge Zonguldak Eczacılar Odasının resmi sayfasından yapmış olduğu bildirgede "Kapsam dahilindeki reçetelerin karşılama usul ve esaslarına uymayan eczacılar Protokol ekine göre (Ek4-12) ilk olarak yazılı olarak uyarılır. Daha sonra Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyeti tarafından 5000 (Beşbin) TL para cezası verilir. Üçüncü ihlalde ise sisteme dahil tüm sıralardan 6 (altı) ay süreyle çıkarılır."(EK- 3) şeklinde bir uygulama yapılmaktadır.  Söz konusu bildirge de açıkça 6643 Sayılı Kanunun 30. Maddesinin a,b, ve c fıkralarının yaptırım derecelerine göre en hafifinden başlayarak en ağır yaptırıma doğru sıralama şeklinde uygulanacağı belirtilmiştir. 

Buna karşın aynı ülkede aynı kanunlara tabi tutulan müvekkilin aynı fiil ve eylem dolayısıyla 6643 Sayılı Kanun'da düzenlenen müeyyide ile daha ağır bir disiplin cezasına çarptırılması Hukuki Güvenlik ve Belirlilik ilkelerine aykırıdır. 


 RG No :29116 -RG.T. :11.09.2014 B.No 2013 / 3063-K.T : 26.06.2014

"Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirliliktir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönündenherhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu birtakım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup;birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımınveya sonucun bağlandığını, bunların idareye ne tür müdahale yetkisini doğurduğunu,kanundan öğrenebilme imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşenyükümlülükleri öngörüp, davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği, kurallarınöngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,devletin de kanuni düzenle­melerde bugüven duygusunuzedeleyiciyöntemlerdenkaçınmasını gerekli kılar (B. No: 2013/849,15/4/2013, § 34)."

"Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güvenduyabilmesini, devletindeyasal düzenlemelerindebu güven duygusunuzedeleyiciyöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir. Bu bakımdan, kanunun metni, bireylerin,gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksalyaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkânverecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla, uygulanması öncesinde kanunun,muhtemel etki ve sonuçlarının yeterli derecede öngörülebilir olması gereklidir (AYM,E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013)."


4-Yukarıda belirttiğimiz hususların yanı sıra yine yüksek haysiyet divanının dayanmış olduğu husus olan 6643 sayılı kanunun 30/c maddesinin diğer fıkralarında belirtilen haklara riayet edilmemiştir. 

Oda haysiyet divanları, kendilerine intikal eden dosyaları en geç üç ay içerisinde karara bağlamak zorundadırlar. Ancak bu hususa uygun bir şekilde davranılmamıştır. Disiplin cezası gerektiren fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren altı ay içinde soruşturmaya başlanılmamış ise bu suçlarla ilgili disiplin soruşturması yapılamaz ve ceza verilemez. Söz konusu durumun öğrenilmesine rağmen altı aylık süreye riayet edilmemiştir.  Savunma alınmadan ceza verilemez. Savunma yazılı veya sözlü olarak da verilebilir. Hakkındaki iddia ve tespitleri içeren savunma isteme yazısının kendisine tebliğinden itibaren onbeş gün içinde geçerli mazereti olmaksızın yazılı veya kendisine bildirilen günde sözlü savunma vermeyen üye, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır. Söz konusu savunma hakkı kısılanmış olup müvekkilime evrakın eki gönderilmemiştir. Bu hususa ilişkin olarak davacı müvekkilin vekaletnamesi ile *** 12. Bölge Eczacılar odasına başvuru tarafımca yapılmıştır.   Birinci fıkrada belirtilen disiplin cezalarını gerektiren fiil ve haller, disiplin soruşturmasına ilişkin usul ve esaslar ile disiplinle ilgili diğer hususlar Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak Birlikçe hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir. Bu husus yerine getirilmemiştir.


5-  2016 SGK TEB İlaç Temin Sözleşmesi ile sıralı dağıtımın çerçevesi genişlemiş, hem meslek kuruluşu hem de eczaneler bakımından daha çok mesaiyi ve dikkati gerektirir hale gelmiştir. Sıralı dağıtımın işleyişi eczacı odaları tarafından sağlanmakla birlikte, Protokol’de düzenlenen bir uygulamadır. Protokol’ün 3.7 maddesi kısaca reçete paylaştırma sistemi diyebileceğimiz bu yapıyla ilgilidir. Ayrıntılar ise sözleşmenin eki olan EK-4 listesinde gösterilmiştir. Bu ekte, sadece hangi ilaç gruplarının uygulamaya dahil olduğu değil, uygulamanın esas ve usulleri, uyulmadığı takdirde yaptırımları da düzenlenmiştir. 2012 sözleşmesinde sıralı dağıtıma uyulmadığı takdirde eczacıya uygulanacak yaptırım, iki maddede belirtilmişti, EK 4 Listesi’nin 12. maddesi “Kapsam dahilindeki reçetelerin karşılama usul ve esaslarına uymayan eczacılar ilk tespitte yazılı olarak uyarılır, tekrarı halinde sisteme dahil tüm sıralardan 6 (altı) ay süreyle çıkarılır.” ve 13. maddesi “Bu esas ve usullere uymadığı tespit edilen eczacılara Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyeti tarafından 5000 (Beşbin) TL para cezası verilir.” şeklindeydi. Bu düzenleme; aynı anda hem para cezası, hem de yazılı uyarı ve sistemden çıkarılma cezası verilebilecek bir içerikteydi. 2016 yılı başında yapılan 3 aylık sözleşmede bu husus yaptırımların aşamalı uygulanması şeklinde değiştirildi ve değişen hüküm, 1 Nisan 2016 tarihli sözleşmenin 12. maddesinde aynen korundu.

Buna göre sıralı dağıtıma uymamanın yaptırımının son hali şudur; “Kapsam dahilindeki reçetelerin karşılama usul ve esaslarına uymayan eczacılar ilk olarak yazılı olarak uyarılır. Daha sonra Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyeti tarafından 5000 (Beşbin) TL para cezası verilir. Üçüncü ihlalde ise sisteme dahil tüm sıralardan 6 (altı) ay süreyle çıkarılır.” Görüleceği üzere sıralı dağıtıma uymamanın yaptırımı üçlü bir cezalandırma kümesiyle karşılık bulmaktadır: Önce yazılı uyarı, sonra parasal yaptırım, üçüncü ihlalde ise 6 ay süreyle çıkarılma. Bu düzenlemenin, eski sözleşmelere göre teknik eksiklikleri giderdiği görülmektedir. Ancak yaptırım uygulaması baştan itibaren içeriği ve hukuksal zemini bakımından boşlukta olduğu için değişen bir şey olmayacaktır. Çünkü cezalandırma yöntemine bakıldığında, eczacının sözleşmeyi TEB’le mi yoksa SGK ile mi yaptığı anlaşılamamaktadır. Meslek kuruluşu üçüncü bir sözleşme tarafı olarak ortaya çıkmakta ve eczacıya çok ciddi ceza uygulama yetkisi almaktadır. Sözleşme içinde sözleşme ya da örtük ve zorlama bir anlaşma, Protokol’ün yapılış amacına terstir. Öte yandan uygulanan para cezasının hukuksal zemini de yoktur. Ne olduğu belli değildir. İdari para cezası mıdır, yoksa sözleşmeden doğan cezai şart mıdır anlaşılamamaktadır. Şayet idari para cezası ise bu şekilde bir Protokol’le değil kanunla düzenlenmesi gerekir. Çünkü ceza uygulamaları temel hak ve özgürlüklerin korunması bakımından kaynağını kanunlardan alırlar. Oysa ne TEB Kanunu ne de 6197 sayılı temel eczacılık kanununda “sıralı dağıtıma uymama” halinde idari para cezası ya da herhangi bir yaptırım uygulanacağı şeklinde hüküm yoktur. Şayet sözleşme hukukundan kaynaklanan bir cezai şart olduğu düşünülüyorsa, bunun da hiçbir hukuksal dayanağı yoktur. Bir kere TEB ve SGK’nın imzaladığı bir özel hukuk sözleşmesi değildir. Danıştay’ın yerleşmiş kararlarına göre Protokol, kamu kurumu niteliğinde iki kamu tüzel kişisinin gerçekleştirdiği idari işlemdir. SGK’nın doğrudan eczacıyla imzaladığı ise özel hukuk sözleşmesidir ve iki tarafı yaptırımlarıyla bağlar. Sıralı dağıtım uygulamasındaki yaptırımlarla sanki TEB, eczacılarla sözleşme imzalamıştır. Böylece ilaç temin sözleşmesi üçüncü ve örtük bir tarafı işin içine sokmaktadır. Sözleşmeyi yapanlar değil, bu üçüncü taraf parasal ceza uygulamaktadır. Sıralı dağıtımla birlikte, ortaya neredeyse Protokol’e ek yaparak bir alt sözleşme ve alt sözleşme tarafı çıkarılmıştır. Bu örtük sözleşmenin yazılı uyarı, para cezası, sıralı dağıtım listelerinden 6 ay süreyle çıkarma şeklindeki yaptırımlarının nasıl uygulanacağı, usulü, itirazı, tekrarının ne demek ve ne kadar süre demek olduğu, “daha sonra”nın ne anlama geldiği, ihlalin ne demek olduğu ve objektif kriterlerinin olup olmadığı biliniyor mu ? Yok bilinmiyor… Protokol’de yok… Protokol’de sadece ceza var; “yaptırım pratiğine” dönük başkaca bir şey yok. Neredeyse ayrı bir sözleşme gerektirecek kadar büyüyen uygulamanın, böyle kolayından geçiştirilmemesi; üzerinde çalışılması zorunludur. Bu haliyle sıralı dağıtım sistemine uymamaya dayalı yaptırım düzenlemesinin hukuki zemini ve uygulanabilirliğinin bulunmadığı açıktır.


B- DAVA KONUSU İDARİ İŞLEMİN HUKUKA AYKIRILIĞI

YÜRÜTMENİN DURDURULMASINA İLİŞKİN BEYANLARIMIZ

Müvekkilimin mağdur olmaması ve davalı idarenin keyfi davranışlar içinde olması, telafisi güç ve imkansız durumların mevcut olabilmesi, eczanenin 30 gün süre ile kapatılması durumunda bu hususun artık geri getirilemeyeceği, ancak dava sonunda davayı kayıp etsek dahi yani idare haklı olsa dahi idarenin vermiş olduğu kararın infazının uygulanabileceği ancak müvekkilimin haklı olması durumunda bu hususun geri yerine getirilmesinin telafisi güç ve imkansız durumlardan olacağının sabit olduğu birlikte değerlendirildiğinde yürütmeyi durduruma kararı verilmesini talep ederiz. Davalı idare men kararının ne zaman uygulanacağı ile ilgili bir belirleme yapmadığı gibi bu hususta biran da uygulama ihtimali de mevcuttur. Davalı tarafından söz konusu karar müvekkile *** tarihinde tebliğ edilmiş olup davalı kurum tarafından tebliğ tarihinden itibaren dava açma süresinin sonu olan *** tarihinde herhangi bir şekilde yürütmeyi durdurma kararı almadığımız için men kararının uygulanması istenilebilir. Bu nedenle davalı kurumun bu hususu hangi anda uygulayacağı noktasındaki belirsizlikten ötürü idarenin savunması alınmaksızın yürütmeyi durduruma kararının verilmesini talep ederiz. Mahkemeniz aksi kanaatte ise de idarenin savunması için verilecek olan sürenin kısaltılmasını talep ederiz. 

İDARİ YARGILAMA USUL KANUNU MADDE 27/2: 

Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir.

İYUK md.27/2 de yürütmeyi durdurma kararının idarenin savunması alınmaksızın da verilebilir. BU HÜKÜM UYARINCA ELDEKİ İŞ BU DAVA DOSYASINDA İDARİ İŞLEMİN AÇIKÇA HUKUKA AYKIRI OLMASI ( İLGİLİ PROTOKOL VE İLGİLİ KANUN UYARINCA BU CEZANIN HUKUKA AYKIRI OLMASI ) VE İDARİ İŞLEMİN ETKİSİNİN TÜKENECEK OLAN İŞLEMLERDEN OLMASI SEBEBİYLE (MÜVEKKİLİN ECZANESİNİN KAPANMASI DURUMUNDA BU HUSUSUN GERİ GETİRİLME İMKANININ OLMAYACAĞ) İDARENİN SAVUNMASI ALINMAKSIZIN YÜRÜTMENİN DURDURULMASINA KARAR VERİLMESİNİ TALEP ETMEKTEYİZ.

SONUÇ VE İSTEM             : Yukarıda arz ve izah ettiğimiz nedenler ve Sayın Dairenizce re’sen göz önünde bulundurulacak diğer nedenler dahilinde, öncelikle istinaf başvurumuzun kabulü ile,  

***. İdare Mahkemesi Tarafından Verilen *** Esas ve *** Karar Sayılı *** Tarihli Hukuka Aykırı Kararın İstinaf İncelemesi Neticesinde Kaldırılması ve  Anayasa, İYUK, Danıştay kararlarına ve hukuka aykırı olan Davalı İdarenin *** Tarih *** Sayılı İşleminin İptaline

Yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini  saygılarımızla bilvekale talep ederiz. 25.01.2024

    İSTİNAF EDEN DAVACI VEKİLİ

AV. NASRULLAH KAYRA BOZKURT

                    E-imzalıdır.

05447446072