Hakkı Olmayan Yere Tecavüz Suçu Savunma Dilekçesi
*** ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE
DOSYA NO : ***
SANIK : ***
MÜDAFİİ : Av. Nasrullah Kayra BOZKURT
KONU : İddia Makamının Mütalaasına Karşı İtiraz ve Beyanlarımızın Sunulmasından İbarettir.
AÇIKLAMALAR
Sayın Mahkemenizde görülen davanın***2024 tarihli duruşmasında iddia makamı mütalaasında müvekkilimin üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olduğunu; bu nedenle 5237 Sayılı TCK'nun 154/1, 53, 58 maddelerinden Cezalandırılmasını talep etmiştir. Dosya kapsamında müvekkil aleyhinde herhangi bir somut delil olmamasına karşın iddia makamının müvekkilin cezalandırılması yönündeki talebi usul ve esasa aykırı olup itirazlarımızı sunmak tarafımıza hasıl olmuştur. Şöyle ki:
1- Öncelikle belirtmek isteriz ki: Olay tarihi olarak belirtilen***01/2023 tarihinde *** ilçesinde müvekkilim ya da bir başkasının herhangi bir tarım faaliyeti (ekim,biçim,sürüm) yapması maddi olarak imkansızdır.
Dosya kapsamında düzenlenen iddianame de suç tarihi olarak***.01.2023 tarihi belirtilmiş olup; yine müşteki vekili ***2024 tarihli duruşma beyanında "taşınmaz ***01/2023 tarihinde sürülmüştür." şeklinde iddia da bulunmuştur. Sayın Mahkemenizce de bilineceği üzere *** ilçesinde kışları sert geçmektedir. Yine ocak ayının son haftasında herhangi bir tarım faaliyetinin yapılması mümkün değildir. Tarafımızca yapılan araştırmalar neticesinde ***01.2023 tarihinden olay tarihine kadar geçen süreçte *** ilçesinde hava durumu "0" derecenin altında olup akşamları -10 dereceleri görmektedir. Yine bu süreçte kar yağışları yaşanmış olup, çiftçiliğe yönelik herhangi bir eylemin gerçekleşmesi mümkün değildir. Yine olayın gerçekleştiğinin iddia edildiği** Ocak tarihinde hava sıcaklığı -5 derecelere kadar düşmüş olup bu hava koşullarında çiftçiliğe dair herhangi bir işlemin yapılamayacağı kuşkusuzdur.
*** İlçesinin 01.01.2023- 31.01.2023 tarihleri arasındaki hava durumu aşağıda açıkça görülmektedir.
Müşteki ve savcılık makamının iddia ettiği üzere 70 yaşının üzerinde olan müvekkilimin, kar yağışı ve akşamları "tipi" yaşanan bir konumda akşam vakti traktörle sürmüş olduğunun iddiası hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi tarafımızı hayretler içerisinde bırakmaktadır.
2- Yargılama Sürecinde Müvekkil Sanığın Üzerine Atılı Suçu İşlediğine Dair Herhangi Bir Tanık Beyanı ya da Somut Delile Rastlanmamıştır.
Sayın Mahkemeniz nezdinde deliller toplanmış ve dosya kapsamında birçok tanık dinlenmiştir. Öncelikle dikkat çekmek isteriz ki; Herhangi bir tanık beyanında müvekkilim ***nin iş bu tarlayı sürdüğünü söyleyen biri olmadığı gibi bu hususta herhangi bir delile rastlanılmamıştır. Yalnızca müşteki tarafın mesnetsiz iddiaları mevcuttur.
Olay tarafımızca birçok kez izah edilmiştir. Müvekkilimin torunu olan *** tarafından iş bu taşınmaz, taşınmazın maliklerinden biri olan ve dosyada tanık olarak dinlenen ***'ten kiralanmıştır. Bu hususa ilişkin dekontlar yazışmalarda sunulmuştur. Tarla kiralandıktan sonra ***, müvekkilin diğer torunu olan ***ye iş bu taşınmazı kiraladığını, kendi taşınmazlarını sürdükten sonra bu taşınmazı da sürüp süremeyeceğini sormuş, müvekkilin torunu da sürebileceğini söylemiş ve tarlanın bir kısmını sürmüştür. Taşınmazın ekili olduğu anlaşıldıktan sonra ***K isimli şahıs ile yeniden konuşulmuş olup tarlanın parası iade edilmiştir. Nitekim bu husus Sayın Mahkemeniz huzurunda belirtilmiş olup; müvekkilimin üzerine atılı suçu işlemediği, olayın kendisi ile ilişkisinin olmadığı suçun gerçekleşmesi konusunda herhangi bir fiilinin bulunmadığı sarihtir. İddia makamı her ne kadar müvekkilimin soruşturma aşamasında ikrarı bulunduğu hususunu iddia etmiş olsa da; müvekkilim ***, tarlayı kiralayan*** ve tarlayı süren***'nin dedesi olup; oluşan zararı gidermek amacıyla bu hususta beyanda bulunmuştur ki; dava konusu olaya ilişkin hukuk mahkemelerinde süren dava mevcuttur. İş bu yargılama ceza yargılamasıdır ki nitekim ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olup; bu hususta müvekkilin cezalandırılmasına yönelik talep ceza yargılamasının amacına ve hakkaniyete aykırıdır.
3- MÜŞTEKİ TARAFIN ÇELİŞKİLİ BEYANLARINDAN DA AÇIKÇA ANLAŞILACAĞI ÜZERE MÜVEKKİLİN ÜZERİNE ATILI SUÇUN İŞLENMEDİĞİ HUSUSU SARİHTİR.
Müşteki vekili tarafından huzurda görülen davanın ***2024 tarihli "3" numaralı celsesinde "suçu işleyen dede *** dir, ***'nin yönlendirmeleri ile torunu olan *** tarlayı sürmüştür," şeklinde beyanı mevcuttur.
Yine davanın ***024 tarihli "4" numaralı celsesinde "ancak taşınmaz ***01/2023 tarihinde sürülmüştür, bu husus sanığın atılı suçu işlediğini göstermektedir, sanığın adli sicil kaydı incelendiğinde aynı suçtan birden çok mahkumiyetinin bulunduğu görülmektedir, sanık ve torunu tarlanın başkasına kiralandığını öğrendikleri halde sürmeye devam etmişlerdir,"
Müşteki tarafın çelişkili beyan ve iddialarının olduğu açıkça görülmektedir. Müşteki taraf 3. Celsede müvekkilimi azmettiren olduğunu iddia ederken; 4. Celsede müvekkilimin "suç makinesi" olduğunu üzerine atılı suçu kendisinin işlediğini iddia etmektedir. Bu hususta -kabul anlamına gelmemek ile birlikte- suçun oluştuğunun kabul edildiği durumda dahil kimin tarafından işlendiği hususunda şüphenin bulunduğu sabittir. Sırf bu husus doğrultusunda dahil müvekkil hakkında Şüpheden sanık yararlanır gereği beraat kararı verilmesi gerekmektedir.
Ceza Yargılamasına Konu Olan Suçun İşlenmesi İçin Kast Unsuru Aranmış Olup; Taksirle İş bu Suçun Meydana Gelmesi Mümkün Değildir. Taşınmaz müvekkilin torunu olan *** tarafından sürülmüştür. Sayın Mahkemeniz huzurunda dinlendiği sırada da açıkça olayın gece vaktinde meydana geldiği, tarlanın ekili olup olmadığının anlaşılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Suçun meydana gelmesi için aranan kastın gerçekleşmediği de açıktır.
4- "Şüpheden Sanık Yararlanır" İlkesinin Gözetilerek Müvekkilin Beraatine Karar Verilmesi Gerekmektedir.
CMK m.223/2-e’ye göre; yüklenen suçun, sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması halinde, beraat kararı verilir. Yargılama konusu suçun işlendiğinin sabit olduğu, ancak o suçun, yargılanan sanık tarafından işlenip işlenmediğinin kesin ve somut delillerle ispat edilemediği durumlarda CMK m.223/2-e’ye başvurulur. Bu durumda işlenen bir suç bulunmakla birlikte, bu suçu işleyenin sanık olduğu konusunda şüphe bulunmaktadır ve bu şüphe, sanık lehine yorumlanmalıdır.
“Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi; ancak sanığın atılı suçu işlediğinin, her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve hukuk uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispatlanmış olması halinde sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesini öngörür. Bu durum “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin doğal bir sonucu olup, buna uyulmadan, bir başka ifadeyle, kişinin o suçu işlediğinin sabit olduğu ortaya koyulmadan, tahmin ve varsayımlara dayalı olarak kurulan mahkumiyet hükmü, Anayasa m.38/4’de güvence altına alınan suçsuzluk/masumiyet karinesini ihlal eder.
Ceza Muhakemesi Hukukunun amacının maddi gerçeğe ve adalete ulaşmak olduğu gözönünde bulundurulduğunda, yüksek ihtimalle veya gerçeğe en yakınlık üzerinden sanığın mahkumiyetine karar verilmesi, maddi gerçeğe kesin olarak ulaşılmadan karar verildiği anlamına gelecektir. Bu nedenle; sanığın suçu işlediğinin, maddi gerçeği kesin olarak yansıttığının kabul edilemediği durumlarda, sanığın beraatına karar verilmesi şarttır.
Somut olayda müvekkil aleyhine hiçbir delil ve tanık beyanı bulunmamaktadır. Ek olarak somut olayın nasıl gerçekleşmiş olduğu, taşınmazın kim tarafından kimden kiralanmış olduğu, taşınmazı kimin sürdüğü şüpheye mahal bırakmayacak şekilde açıklanmıştır. Bu nedenle iddia makamının mütalaasına itirazımızla birlikte; müvekkil sanığın beraatine karar verilmesini talep etmek tarafımıza hasıl olmuştur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.05.2023 tarihli, 2022/1-335 E. 2023/289 K. sayılı kararında; “…Öte yandan amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir…Ceza mahkumiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.”
SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda arz ve izah ettiğimiz, Sayın Mahkemenizce re'sen göz önünde bulundurulacak sebepler ile birlikte;
1-) İddia makamının mütalaasına itirazımızın kabul edilmesini,
2-) Sayın Mahkemenizce dosya kapsamında elde edilen delillerin bir bütün halinde incelenerek müvekkilin lehine olan hükümlerin uygulanarak, BERAATİNE karar verilmesini
Saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz. 20.05.2024
SANIK MÜDAFİ
AV. NASRULLAH KAYRA BOZKURT
e-imzalıdır.


