Haksız Azil İddiasına Karşı Açılan Tazminat Davasına İlişkin Temyize Cevap Dilekçesi

Haksız Azil İddiasına Karşı Açılan Tazminat Davasına İlişkin Temyize Cevap Dilekçesi

YARGITAY İLGİLİ HUKUK DAİRESİNE

Gönderilmek Üzere

***ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NE

DOSYA NO : *** 

TEMYİZE CEVAPLARINI SUNAN

DAVALILAR : ***

VEKİLİ      : Av. Nasrullah Kayra BOZKURT

DAVACI      : ***

VEKİLİ      : ***

KONU     : Davacının temyiz talepli dilekçesine karşı cevaplarımızın sunulmasından ibarettir.

AÇIKLAMALAR

1- Davacı tarafından temyiz talepli dilekçeye doğrudan Yerel Mahkemenin kararının, bozma öncesi Tüketici Mahkemesi kararı ile aynı nitelikte olduğu ve bu nedenle huzurdaki dava konusu kararın hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir. Öncelikle bu iddianın mesnetsiz ve gerçek dışı olduğunu Sayın Mahkemenize belirtmek isteriz. Zira huzurdaki davaya ilişkin olarak öncelikle Tüketici Mahkemeleri nezdinde yargılama yapılmış, yargılama neticesinde verilen karar ** Bölge Adliye Mahkemesi** Hukuk Dairesi'nin *** sayılı ilamıyla aynı şekilde onanmış, ardından yine davacı tarafın temyiz başvurusu sonucu yargıtay'a gönderilmiş ve yargıtay tarafından yalnızca görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olması nedeniyle, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.

Akabinde huzurdaki dosya *** Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde yeniden yargılamaya konu olmuş, deliller tekrardan toplanılarak incelenmiş, rapor alınmış ve dosya bir bütün halinde değerlendirilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne ile kısmen reddine karar verilmiştir. Eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye ilişkin davacı iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır. 

2- Davacı tarafından temyiz dilekçesinde dava dosyası içerisinde, dava konusu diğer mahkeme dosyalarının incelenmediği iddia edilmiş ise de; bu iddia gerçeği yansıtmamaktadır. Nitekim mahkeme dosyası içerisinde bulunmaktadır. EK olarak bozma ilamı öncesinde Tüketici Mahkemeleri'nde dava konusu olaya ilişkin bütün evraklar ve delillerde toplanılıp dosya *** Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir. Bilirkişi raporları da buna ilişkin dosyaların incelenmesi neticesinde hazırlanmıştır ki; davacı tarafından bilirkişi raporuna dahil itiraz edilmemiştir. (davacı vekilinin bu uğurda duruşma da beyanı mevcuttur). Bu nedenle davacının iddiası gerçeği yansıtmamaktadır.

3- Davacı temyiz dilekçesinde, müvekkilin azilnamede azil nedenini açıkça göstermediğini, yerel mahkeme nezdinde derdestlikten bahsedilmediğini, bu nedenle azlin haksız olduğunu savunmuş, yerel mahkemenin derdestlik hususunu gerekçe yapmasının hukuka aykırı olduğunu, derdestlik sırasında azlin vekilin kusuru olamayacağı ve ücret kazanmaya haiz olacağı iddia edilmiştir. Davacının bu iddiaları mesnetsiz ve hukuka aykırı olup Yargıtay yerleşik içtihatları nezdinde cevaplarımız...

Öncelikle müvekkil tarafından ve bizzat vekil sıfatıyla tarafımızca derdestlik hususu dava aşamalarında belirtilmiştir. Hatta ve hatta bütün celselerde bu husus tekrar tekrar beyana geçirilmiştir.

*** Asliye Hukuk Mahkemesi *** E. Sayılı Dosya*** tarihli celse: Davalı vekilinden soruldu: önceki beyanlarımızı tekrar ederiz davacı taraf hem idari hem de adli yargıda aynı hususa ilişkin dava açmış olup vekalet ücreti hususunda açmış olduğu dava derdestlik nedeniyle reddolmuştur, bu hususlardan daha önemlisi ise müvekkilin söz konusu açılan davadan haberinin olmaması ve söz konusu avukatlık ücret sözleşmesinin kooperatife açılacak dava ile ilgisinin olmasıdır

Yine de belirtmemiz gerekirse azilnamede, azledenin herhangi bir sebep göstermek zorunda olmadığı gibi azleden tarafından sebep belirtilmiş olsa dahi azil sebebiyle bağlı bulunmayacağı hatta ve hatta azleden sebep belirtmiş olmasına rağmen yeni ve başkaca azil sebeplerini bildirebilecektir. Burada önemli olan husus görülen dava da azle ilişkin gösterilen sebep/sebeplerin haklı ya da haksız olduğunun tespit edilmesidir. Nitekim huzurda görülen yargılama nezdinde müvekkil ve tarafımızca derdestlik hususu da dahil olmak üzere haklı azil gerekçelerimiz tek tek belirtilmiş olup; azil sebeplerimizin haklı görülmesi üzerine dava karara çıkmıştır. 10 sayfadan oluşan cevap dilekçimizde ve yine beyan dilekçelerimizde ve tüm duruşmalarda bu husus belirtilmiştir. Azledenin, azilnamede herhangi bir gerekçeye sunup/sunmamasına ilişkin emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı şu şekildedir:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2006/13-610 E. 2006/639 K. Sayılı 11/10/2006 Tarihli İlamında'

"Gerçekten de, Türk Borçlar Kanunu'nun 512. (Mülga Borçlar Kanununun 396/1.) maddesinde, vekaletten azlin ve vekillikten istifanın her zaman caiz olduğu belirtilmiş, azil iradesinin bildirimi, gerek azil sebepleri ve gerekse zaman itibariyle hiçbir sınırlandırmaya tabi tutulmamıştır. Söz konusu maddenin 2. fıkrasındaki, azil ve istifanın münasip olmayan bir zamanda gerçekleşmesi halinde, bundan dolayı karşı tarafın uğradığı zararın tazmin yükümlülüğüne ilişkin hüküm ise, azil ve istifayı herhangi bir yönden sınırlandırıp, kısıtlayan değil, tersine, bu hakkın kullanılmasına ilişkin serbestiyi teyit eden ve sadece münasip olmayan bir zamanda gerçekleştiği takdirde bunun olası sonuçlarını düzenleyen bir içeriktedir. Yine Avukatlık Kanunu?nun 174. maddesi de, vekaletten azil veya istifaya, bunların haklı nedenlere dayalı olup olmamasına göre değişen farklı sonuçlar bağlamaktadır. Tüm bu nedenlerle somut olayda, davalı tarafın, azil iradesinin bildirimine ilişkin ihtarnamesinde açıkladığı azil sebebiyle bağlı bulunmadığı, görülmekte olan davada yeni ve başkaca azil sebeplerini bildirebileceği, azlin haklı olduğu yönündeki savunmasını da bu sebeplere dayandırabileceği kabul edilmelidir. Aksinin kabulü, Anayasa'da düzenlenip güvence altına alınmış olan savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır. Esasen, bu yorum tarzı, vekalet sözleşmesinin hukuksal niteliğine, özellikle de vekalet ilişkisinin kurulmasının adeta ön koşulunu oluşturan "karşılıklı güven" unsuruna, dahası, bu unsurla yakın bir ilgisi bulunan, kanunda açıkça düzenlenmemekle birlikte öğretide ve yargısal uygulamalarda vekilin borçlarından biri olarak kabul edilen ve vekalet ilişkisinin sona ermesinden sonra dahi varlığını devam ettireceği benimsenen "sır saklama yükümlülüğü"ne de uygun bir sonucu ortaya koymaktadır. O halde mahkemece, taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık konusu olan, ?azlin haklı olup olmadığı? hususu ile ilgili, davalıların iş bu davada ileri sürmüş oldukları azil nedenleri incelenip değerlendirilerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken..."

3- Derdestlik hususunda azlin haklı olup olmadığına ilişkin davacı Yargıtay 13. HD'nin 2015/10403 E. Ve 2016/15184 K. Sayılı ilamı nezdinde görevsizlik kararı üzerinden kıyaslama yapmıştır. Davacının dilekçesinde ki Yargıtay ilamının somut olay ile bir ilişiği bulunmadığı gibi kıyaslanması hukuka aykırıdır. Ancak yine Yargıtay 13. HD'nin 2015/30429 E. Ve 2019/12380 K. Sayılı ilamında somut olaya emsal nitelikte bir karar verilmiş olup; Somut olayda, vekalet ücretine konu ... 9. Asliye Ticaret 1995/894 esas sayılı ( yeni esas 1999/644 ) dosyası azil tarihinde derdest olup, yargılaması azil tarihinde devam etmektedir. Bu husus mahkemenin ve tarafların da kabulünde olup ihtilafsızdır. Bu durumda mahkemece, azlin haklı olduğu ve bu haklılığın taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceği göz önüne alınıp, azil tarihi itibariyle kesinleşen iş bulunmaması karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ve yanılgılı değerlendirme ile karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” şeklinde kararı mevcuttur. Davacının istinaf dilekçesinde ki iddiaları hukuki mesnetten yoksun olduğu gibi iddialarına ilişkin gerekçelerinin de herhangi bir niteliği bulunmamaktadır. Ayrıca somut olaya ilişkin şu hususu da belirtmek isteriz ki derdestlik konusu yapılan dava neticesinde usulden reddine karar verilmiştir. Davacı, vekillik görevini yerine getirirken birçok kanunu ihlal etmiş ve mesleki yükümlülüğü yerine getirmemiştir. Bunların üzerine müvekkili maddi ve manevi olarak da zarara uğratmıştır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E. 2015/30429, K. 2019/12380 sayılı, 11.12.2019 tarihli ilamında 

“Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin, 30.07.2001 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacı avukat, azlin haksız olduğunu ileri sürerken davalı ise, davacının görevini özenle yerine getirmediğini, takip ettiği davaların gereksiz uzamasına neden olduğunu ve kendisini zarara uğrattığını ileri sürerek azlin haklı olduğunu savunmuştur. Buna göre taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalının vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığına karar verilebilecektir. Mahkemece, azlin haksızlığına gerekçe olarak Dairemizce incelemesi yapılan ve karar düzeltme istemi red edilerek kesinleşen ... 10. Asiye Hukuk Mahkemesi'nin 2008/221 Esas ve 2011/436 Karar sayılı ilamı kabul edilmişse de, ilgili dosyada kesinleşme öncesinde yapılan Dairemiz'in 2007/11482 esas ve 2007/14572 karar sayılı bozmasında davacı avukatın, davalı yararına yürüttüğü İş Bankası B ve C hisse senetleri ile ilgili davada kararı temyiz etmeyerek özen görevini yerine getirmediği belirtilmiştir. Az yukarda zikredilen ilkeler ışığında özen yükümlülüğünün ihlali halinde azlin haksız olduğundan söz edilemez ve azlin haklı olması durumu taraflar arasındaki tüm dosyalara sirayet eder. Bu durumda, ancak avukat kesinleşen işlerden ücrete hak kazanır. Somut olayda, vekalet ücretine konu ... 9. Asliye Ticaret 1995/894 esas sayılı ( yeni esas 1999/644 ) dosyası azil tarihinde derdest olup, yargılaması azil tarihinde devam etmektedir. Bu husus mahkemenin ve tarafların da kabulünde olup ihtilafsızdır. Bu durumda mahkemece, azlin haklı olduğu ve bu haklılığın taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceği göz önüne alınıp, azil tarihi itibariyle kesinleşen iş bulunmaması karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ve yanılgılı değerlendirme ile karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.”

4- Davacı Temyiz Dilekçesi'nin İkinci ve Üçüncü Sayfalarında davacının müvekkilimizden habersiz açmış olduğu davalara konu dava dosyalarına ilişkin iddialarda bulunmuştur. Bu iddialara cevap olarak...

Öncelikle davacı taraf temyiz dilekçesinde yalnızca derdestlik sebebiyle azledildiğini iddia etmekte olup; buna ilişkin temyiz dilekçesi tanzim etmiştir. Ancak dava dosyasından ve taraf beyanlarımızca da açıklanacağı üzere davacının azledilmesinin birçok sebebi bulunmaktadır. Davacının bunun dışında kalan hususlara itiraz etmediğinden ötürü diğer gerekçe hususlarına karşı davacı aleyhine mevcut bulunan durumlardan ötürü istinaf incelemesi yapılmamalıdır ve davacının temyiz başvurusunun reddine karar verilmelidir. 

Davacı taraf derdestlik hususunun mevcut olmadığını tarafımızca temyiz kanun yoluna başvuru yapıldığı takdirde söz konusu kararın kuvvetle muhtemel kaldırılacağını belirterek temyiz dairenizi yanıltmaya çalışmaktadır. Şöyle ki derdestlik hususunda *** Bölge Adliye Mahkemesi *. Hukuk Dairesinin *** Esas,*** Karar Sayılı ilamı ile dava dosyasının açıldığı tarihten itibaren derdestlik dava şartının bulunduğundan bahisle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar vermiştir. Davacı taraf *. Hukuk dairesi tarafından verilen derdestlik kararının yerel mahkemeye gönderildiğini hiçe saymakta ve sanki söz konusu kararı sadece yerel mahkeme vermiş ve tarafımızca da istinaf kanun yoluna başvurulmadığı gerekçesi ile başvurulsaydı karar kaldırılırdı şeklinde ihtimaller ve yorumlardan bahsetmektedir. *** Bölge Adliye Mahkemesi İstinaf dairesi tarafından dava dosyası incelenmiş ve derdestlik hususun mevcut olmasından ötürü davanın usulden reddine karar vermiştir. İstinaf dairesi söz konusu kararı verirken idari yargıda mevcut olan dosyayı da incelemiştir. Söz konusu karar kaldırılıp yerel mahkemeye gönderildiği vakit yerel mahkeme tarafından da idare mahkemesinde bulunan dosya istenmiş ve dosya arasına alınmıştır. Derdestlik dava şartının mevcut olduğu açıkça görülmüştür. Davacı taraf bu hususların tamamını bilerek aynı anda aynı konu ile ilgili olarak dava açmış ve müvekkilin zararına sebebiyet vermiştir. Hatta davacı tarafından müvekkilin zararına sebebiyet verilmiş olmasından dolayı müvekkil aleyhine vekalet ücretine hükmedilmiş ve belediye başkanlığı tarafından müvekkile *** Genel İcra Müdürlüğünün *** Esas Sayılı icra dosyası üzerinden takip başlatılmıştır. Davacı taraf müvekkilimi zarara uğratacak şekilde birçok karara sebebiyet vermiştir. Bu hususların çoğu yerel mahkeme dosyamızda da belirtilmiş ve mevcuttur. Tüm bu hususların yanı sıra davacı tarafından müvekkilin bilgisi ve rızası olmaksızın iş bu davalar ikame edilmiştir. Davacı tarafından vekalet görevi kötüye kullanılmıştır. 

Nitekim  vekalet sözleşmesinin özel bir türü olan avukatlık sözleşmesi, avukata olağan bir vekilden daha fazla yükümlülük yüklemektedir. Kanunun vekile yüklediği özen yükümlülüğü nazara alındığında avukatın sorumluluğunun ağırlığı yürüttüğü mesleğin mahiyetini göstermektedir. 

5- Davacının, Müvekkilim ile olan Avukat-Müvekkil İlişkisine Yönelik Olarak...

Müvekkilim tarafından davacıya verilen vekaletname *** Kent Yapı Kooperatifine karşı açılacak olan dava için verilmiştir. Ve avukatlık ücret sözleşmesi de kooperatife açılacak dava için imzalanmıştır. Nitekim yerel mahkeme dosyasında da mevcut olduğu üzere sunmuş olduğumuz delillerden davacının müvekkilimden almış olduğu vekaletname ile yapılan ilk işlem kooperatife gönderilen ihtarname ve ardından kooperatife karşı açılan davadır.

Müvekkilim kendisinden habersiz açılan davaları ve taşınmazın bedel karşılığında belediyeye devrinin gerçekleşeceğini davacı asilden öğrenince neye uğradığını şaşırmış ve davacıyı derhal azletmiştir. Müvekkilimin davacıyı azletmesi haklı bir azildir. Müvekkilimin bilgisi ve rızası olmaksızın davacı tarafından kooperatife karşı eski avukatlık ücret sözleşmesini elinde bulunduran davacı bu sözleşmeyi bu davaya da kullanmaya çalışmaktadır. Davacı; 25-30 yıllık avukatlık ve bilirkişilik görevi ifa etmekte iken yapmış olduğu sözleşmede kamulaştırılmasız el atma gibi tabirleri geçirmesi beklenirdi. Bu husus dahi tek başına davacının kötü niyetli olduğunun göstergesidir.

Davacı tarafça müvekkilin bilgisi ve rızası dışında açılan davalardan, davaya konu *** Asliye Hukuk Mahkemesinin *** Esas,***Karar ( Eskİ Esas 2*** ) numaralı dosyası Davanın HMK. 114/1-ı maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE şeklinde karar verilmiştir. Görüleceği üzere davacının alacak talep etmiş olduğu davanın da reddine karar verilmiş söz konusu davanın red kararının gerekçesi de yine davacının müvekkilden habersiz olarak açmış olduğu *** İdare Mahkemesinin *** esas *** karar sayılı dosyasının derdest olmasıdır. Söz konusu dosya her ne kadar yerel mahkemece kabul edilmiş ise de istinaf mahkemesince karar kaldırılmış yerel mahkemece tekrardan incelenmiş ve söz konusu davanın derdest olması sebebiyle davanın usulden reddine karar vermiştir. Buradan şu husus anlaşılmaktadır; Asla kabul anlamına gelmemekle ve kabul etmemekle birlikte davacının açmış olduğu davalara müvekkilin rızası ve muvafakatı olsaydı dahi, müvekkilin elde edeceği bir para olmayacaktı.Söz konusu karar davacı tarafın açmış olduğu davalardan ötürü reddedilmiş durumda. Müvekkilin hem haberi olmaksızın arsası ile ilgili olarak dava açılmış durumda, hemde davacının açmış olduğu dava yine davacıdan kaynaklı bir sebepten ötürü de reddedilmiş, reddedilme gerekçesi davacının idare mahkemesinde açmış olduğu dava, bu davanın da davacı tarafça kendisi tarafından açılmış olduğu kabul edilmektedir. Bu hususların tamamına dikkat edildiği vakit öncelikle müvekkil tarafından davacı ve vekilinin azledilmesinin sebebinin haklı olduğu, aksi kanaat düşünülse dahi davacının açmış olduğu davanın davanın başında olan bir durumdan kaynaklı yani davanın açılma zamanında idare mahkemesindeki davanın derdest olması ve bu sebepten ötürüde davanın reddine karar verilmesi HMK'nın bir gereğidir. Yani davacı azledilmemiş olsaydı dahi söz konusu davanın usulden reddine karar verilecekti. Bu husus ihtimal dahilinde dahi olan bir husus değildir. Bu hususun kesin olduğu mahkemenin kararı ile de sabittir. Çünkü söz konusu usulden red kararının gerekçesi olan sebep davanın açılmış olduğu dönem itibari ile mevcuttur. Bu husus yerel mahkeme tarafından dikkate önce alınmamış, sonrasında istinaf mahkemesince tespit edilmiş sonrasında karar kaldırılmış ve yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Ortada herhangi bir alacak kalmamış bundan ötürü de davacının talep edebileceği bir husus bulunmamaktadır. 

T.C. YARGITAY 13. Hukuk Dairesi 2017/7677E. 2017/11211K. T: 16-11-2017

"Avukatın, vekil olarak borçları dava tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanununun 389 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunun 390. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özen ile ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. “Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanununun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Borçlar Kanununun 390. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır. Avukatlık Kanununun, 174. Maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” Hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Avukat bu durumda ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir. Somut olaya bakılacak olursa; davacı, vekalet sözleşmesinden doğan ücret alacağının tahsilini istemiş, mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacının takip ettiği ... İş Mahkemesinin 2005/520 Esas sayılı dava dosyasının incelemesinde iş kazası nedeniyle yapılan tedavinin yanlış olmasından kaynaklı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı aleyhine açılan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin dava olduğu anlaşılmaktadır. Davacının takip ettiği ... İş Mahkemesin 2005/520 Esas sayılı dosyasında verilen kısmen kabule ilişkin karar, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 11.10.2012 tarih ve 2012/17527 Esas-201217268 Karar sayılı ilamı ile “5283 sayılı “Bazı Kamu Kurumu ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun”un 4/a maddesi uyarınca SSK Başkanlığına ait Sağlık birimleri Sağlık Bakanlığına devredilmiş, aynı Yasanın 4/c maddesi bu birimlerin sağlık hizmeti sunumundan kaynaklanan davaların Sağlık Bakanlığı husumeti ile yürütüleceğini öngörmüştür. Söz konusu 5283 sayılı Kanun 19.01.2005 tarihli ve 25705 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış; 10. madde uyarınca da 4/a ve 4/c maddeleri yayımı tarihinden 1 ay sonra yani 20.2.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 25.12.2006 gün ve E:2006/251 K:2006/271 sayılı kararında; sağlık hizmetinin yürütüldüğü sırada doğduğu öne sürülen zararın giderilmesi istemiyle açılan davanın, davalı Bakanlık yönünden, ilgili hastane 5283 sayılı Yasa gereği Sağlık Bakanlığı’na devredildiğinden, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği ilkesi benimsenmiş; hatta 5283 sayılı Kanunun dava tarihinden önce yürürlüğe girmesine dair bir koşul aranmaksızın; ilgili hastane dava ve olay tarihlerinde S.S.K’na bağlıyken yargılama aşamasında 5283 sayılı Kanun uyarınca Sağlık Bakanlığı’na devredilmiş olması dahi idari yargı yerinin görevli kabul edilmesi için yeterli bulunmuştur. Bu durumda dava konusu tedavinin yapıldığı hastane Sağlık Bakanlığına devredilmiş olduğundan olayda hizmet kusuru olup olmadığı araştırılacaktır. O halde uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.10.2008 gün ve 2008/4-637 Esas, 2008/631 Karar sayılı ilamı da bu yöndedir. Anılan yön gözetilmeden işin esasının incelenmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” gerekçesiyle bozulmuştur. Bu durumda davacı avukat tarafından idari yargıda hizmet kusurundan kaynaklı dava açılması gerekirken adli yargıda davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davacı avukatın üzerine aldığı vekalet görevinin gereklerini tam ve sağlıklı olarak yerine getirmediğinin, davalının azilde haklı olduğunun kabulü gerekir. Az yukarıda da değinildiği gibi, Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olduğundan bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil, avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. O halde mahkemece, azlin haklı olduğu kabul edilip, haklı azlin sonuçlarına göre somut olay değerlendirilerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, "

6- Son Olarak...

***.2011 tarihli Avukatlık Ücret Sözleşmesinin sadece ücret sözleşmesinde kararlaştırılan %20 bedelin taşınmazın Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesin'den kaynaklanan kira alacaklarına ilişkin olarak imzalandığı, bu hususun dinlenilen tanıklar ve taraflar arasında düzenlenen ücret sözleşmesinden de açıkça anlaşıldığı, buna rağmen davacının müvekkilden habersiz birçok dava açıp yürüttüğü, davacının derdestlik hususunu bile bile İdare Mahkemesinde devam eden dava olmasına rağmen söz konusu dava kesinleşmeden Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmış olduğu,*** Asliye Hukuk Mahkemesinin *** esas sayılı dosyasında söz konusu dava devam ederken aynı taşınmaz ile ilgili aynı konuda dava açıldığı ve bu nedenle derdestlik hususu nazara alınarak davanın usulden reddine karar verildiği müvekkilin, davacı avukatı azletmesinin haklı olduğu, davacı avukatın derdestlik hususunu bilmediğini dile getirmesinin mümkün olmadığı açıkça dosya kapsamından anlaşıldığından ötürü davacı tarafın teymiz başvurusunun reddine karar verilmesini talep ederiz. 

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda izah edilen ve Sayın Mahkemenizce re'sen gözetilecek sebepler ile

1- Davacının temyiz başvurusunun usul ve esasa aykırı olması sebebiyle REDDİNE, Yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı üzerine bırakılmasını vekaleten saygıyla arz ve talep ederiz. 11/06/2025

   Davalılar Vekili

AV. NASRULLAH KAYRA BOZKURT

      e-imzalıdır.

05447446072