MÜTESELSİL KEFALETE İLİŞKİN İTİRAZIN İPTALİ DAVASI CEVAP DİLEKÇESİ
ANKARA *** ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNE
DOSYA NO : *** E.
CEVAPLARINI SUNAN
DAVALI : ***
VEKİLİ : Av. Nasrullah Kayra BOZKURT,
DAVACILAR : 1- **
2- **
VEKİLİ : **
KONU : Davacının dava dilekçesine karşı cevaplarımızın sunulmasıdır.
AÇIKLAMALAR
Sayın Mahkemeniz nezdinde davacılar tarafından ikame edilen dava dilekçesinden özetle; Ankara ** Genel İcra Dairesi'nin *** E. Sayılı icra takibine binaen müvekkil tarafından ödeme emrine itiraz edilmesi neticesinde itirazın haksız olduğu, davacı ** tarafından bankalardan kullanılan krediler ve ** Giyim A.Ş. Adına kullanılan kredilerin, davacıların yapmış olduğu kredi ve kefalet sözleşmeleri ve protokol neticesinde ödendiği, müvekkilimin davacı ** tarafından kullanılan krediye kefil olduğu ve yine müvekkilin ** Giyim A.Ş'nin gayriresmi ortağı olduğu, ** T.A.Ş. İle davacılar arasında düzenlenen PROTOKOL'ün müvekkil adına bağlayıcı nitelikte olduğu iddialarına müteakiben yapılan kredi ödemeleri neticesinde müvekkile rücu haklarının bulunduğu iddia edilmiştir.
Davacıların davası usul ve esasa aykırıdır. Davacıların dava dilekçesi ve ekinde sunulu aleyhe olan hususların hepsini reddetmek ile birlikte, davacıların iddialarına karşı cevap dilekçemizi sunmak tarafımıza hasıl olmuştur. Şöyle ki:
YARGILAMA KONUSU YAPILAN "PROTOKOL" VE TARAFLAR ARASINDA MÜTESELSİL KEFALET SÖZLEŞMESİNİN BULUNDUĞUNA İLİŞKİN İTİRAZLARIMIZ.
Davacılar tarafından ikame edilen dava dilekçesinde, müvekkilimin davacı ** ve ** GİYİM A.Ş. Şirketine müteselsil kefil olduğunu iddia edilmiştir. Ancak davacılar tarafından TBK M.586 vd. Hükümlerince geçerli olan bir kefalet sözleşmesine yer verilmemiştir. Bu sebeple, müvekkilin müteselsil kefil sıfatına haiz olduğuna ilişkin bütün iddiaları reddediyoruz. Dayanak gösterilen protokole ilişkin olarak da; protokol, Alacaklı ** T.A.Ş. İle borçlu ** Giyim (Davacı **'e ait anonim şirket, bu husus aşağıda ayrıntılı olarak açıklanmıştır.) ve müteselsil kefil sıfatı ile davacılar arasında düzenlenmiştir. Müvekkilim, protokolün yapılacağından ya da yapıldığına ilişkin herhangi bir kişi tarafından bilgilendirilmemiştir.
Bu hususta TBK M. 583'te "Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz." hükmü ile kefalet sözleşmesine yönelik olarak daha sonradan kefilin sorumluluğunu arttıran değişiklikler şekle tabi tutulmuştur. Protokolün 9. Maddesinde "Banka'nın borçlu'dan olan alacağını ve teminatları temlik alma haklarından tamamen feragat ettiklerini, gayri kabili rücu kabul beyan ve taahhüt ederler" ibaresi yine maddenin devamında teminatlar ve ipoteklerin temlik alma haklarından vazgeçildiği hükme alınmıştır. Bu maddeler açıkça kefilin sorumluluğunu arttıran nitelikteki değişikliklerdir. Bu sebeple -kefalet sözleşmesini kabul etmemek ile birlikte- ortada geçerli bir kefalet sözleşmesinin bulunduğu kabul edilse dahil yapılan protokol ve protokol neticesinde doğan sonuçlardan müvekkilin herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.
Protokolün 5. Maddesinde "Borçluların işbu protokolün imzalanmasını müteakip gerek ilamsız gerekse ipotek takibine herhangi bir konuda itirazda bulunmamayı kabul, beyan ve taahhüt etmişlerdir. Ayrıca, "takiplerin hiçbir aşamasında itiraz ve şikayette bulunmamayı, dava açmamayı" kabul etmişlerdir, şeklinde hüküm bulunmaktadır. Protokolde bulunan bu hükümler müteselsil kefilliğe ilişkin hükümlere açıkça aykırıdır. Zira M.583 hükmü bu doğrultuda olduğu gibi, müteselsil kefillikte diğer kefillik ya da garantörlük sözleşmelerinden farklı olarak kefil, borçlunun ileri sürebileceği bütün itiraz ve def'ileri ileri sürebileceği düzenlenmiştir. Yine kefilin bu yönde henüz doğmamış haklarından feragat etmesi mümkün değildir. Kefilin sözleşmeden doğan haklarından bizzat borçlunun da kefilden ayrı olarak feragatinin kefil açısından bir geçerliliği bulunmamaktadır.
Bu uğurda "Kefalet sözleşmesinin şekle aykırılık nedeniyle hükümsüzlüğünü hakimin re'sen göz önünde tutması gerekir" (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/(19)11-457 E. Ve 2020/1431 K.) ilamı gereğince kefalet sözleşmesinin ve kefalet sözleşmesine binaen yapılan dava konusu protokolün hükümsüz olması gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesini talep ederiz. Öyle ki davacılar yargılama konusu ödemeleri bu protokol neticesinde yaptıklarını belirtmişlerdir. Müvekkil açısından herhangi bir hüküm doğurmayan ve şeklen geçersiz olan protokol neticesinde müvekkilden herhangi bir talepte bulunmaları kanunen mümkün değildir.
1- "** GİYİM" İsimli Anonim Şirket'in Resmi Olarak Davacı **'e Ait Olduğuna, Her ne kadar Anonim Şirket Niteliği Taşımakta İse de Şahısla Şirketin Bütünleştiğine İlişkin Cevaplarımız.
Davacılar dava dilekçesinde, kendilerinin dava konusu şirket ile herhangi bir resmi ya da gayriresmi bağlarının bulunmadığını iddia etmişlerdir. Hatta dava dilekçesinin "5" numaralı bendinde "müvekkillerimizin ** Giyim A.Ş. İle herhangi bir şirket ilişkisi olmamasına rağmen, ** nezdindeki müteselsil kefalet yükümlülükleri nedeniyle yapılmak zorunda kalınan ödemelerdir". Şeklinde bir iddia da bulunulmuştur. Davacıların davalarının haksız olduğu, kötüniyetli olarak müvekkiliminden haksız bir menfaat elde etme gayesiyle hareket etmekte oldukları açıkça Ticaret Sicil Gazetesi verilerinden anlaşılmaktadır.
Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi nezdinde şirketlerin ve ticari işletmelerin hukuki durumlarını, kuruluşlarını, yönetim değişikliklerini ve diğer önemli ticari olayların resmi olarak her gün yayınlanmaktadır.
Davaya konu olan ** Giyim A.Ş. "***" mersis numarası ve "***" sicil numarası ile *** tarihinde tescil ile ilan olunmuştur. ** Temmuz **** Tarihli "***" sayılı TTSG incelendiğinde şirketin bizzat davacılardan "**" tarafından kurulduğu, şirketin tek hissedarının kendisi olduğu ve şirketin doğrudan yönetim kurulununda yalnızca davacı **'den oluştuğu açıkça görülmektedir. (Ek-1 Ticaret Sicil Gazetesi) Her ne kadar ** Giyim isimli şirket anonim şirket niteliğine haiz olsa da şirketin tek hissedarı, yönetim kurulunun tek üyesi, davacı ** isimli şahıstır. ** ile ** Giyim isimli şirket aynı kişiyi ifade etmektedir. Bu durum, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da yer alan şirketin, şahıs ile bir bütün halinde değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin kararlara emsal niteliktedir. ** Giyim isimli şirketin her hareketi, tek yöneticisi olan **'in kararlarıyla geçerlilik kazanmaktadır. Nitekim kullanılan krediler her ne kadar şirket adı altında sözleşmelerde yer edinmiş olsa da bizzat davacı **'in bizzat kararlarıyla icra edilmektedir.
Yalnızca buradan bile davacıların davasının ve iddialarının gerçek dışı ve kötüniyetli olduğu anlaşılmaktadır. Zira davacı, ** Giyim A.Ş'nin tek kurucusu konumundadır. Bu nedenle dava konusu edilen ** Giyim A.Ş.'ye yönelik bankalara yapılan ödemelerin sorumlusu şirketin kurucusu bizzat davacı **'in kendisidir. Müvekkilimin dava konusu şirket ile herhangi bir organik bağı bulunmadığı gibi başkaca resmi ya da gayri resmi herhangi bir bağı bulunmamaktadır. Müvekkilimin davacı ve dava konusu edilen şirket ile arasında bulunan bağ aşağıda ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
2- Müvekkilimin, ** Giyim A.Ş. İle herhangi bir resmi ya da gayriresmi bir ortaklığı bulunmamakta olup; müvekkilim ile davacılardan ** arasında geçmişe yönelik yalnızca İŞÇİ- İŞVEREN ilişkisi bulunmaktadır.
Davacılar tarafından dava dilekçesinde, müvekkilimin davacılara ait "** GİYİM" isimli anonim şirketin gayriresmi ortağı olduğu, şirketten müvekkile yüklü miktarda nakit giriş çıkışı yapıldığı iddia edilmiştir. Tarafımızca bu iddiaların kabul edilmesi mümkün değildir. Zira
Müvekkilim ile davacı ** arasında dava konusu şirket bakımından yalnızca işçi işv** ilişkisi bulunmaktadır. Ek'te sunulmuş olan müvekkile ait barkodlu SGK Hizmet Dökümü kayıtlarından da görüleceği üzere müvekkilim davacı **'in şahsına ait şirkette 9/11/2015- 14/04/2017 tarihleri arasında Perakende Satış Elemanı olarak çalışmış olup; yine 15/04/2017- 30/04/2018 tarihleri arasında davacı **'e ait ** Giyim A.Ş.'de Perakende satış elemanı olarak çalışmıştır. (EK-2 SGK Hizmet Dökümü) Müvekkilimin davacı ** ile davacıya ait şirket ile tek bağı şirkette satış elemanı işçisi olarak çalışmasıdır.
Nitekim davacılar tarafından dava dilekçesinin ekinde sunulan ve müvekkilin hesabına para girişi çıkışı bulunduğu belirtilen banka hesap dökümleri müvekkilin, davacı ** adına çalıştığının da ispatı niteliktedir. Zira müvekkil ** ** ile yapılan para transferlerinin açıklamalarının neredeyse tamamında "İade için" açıklaması bulunmakta olup; müvekkilimin davacıya ait şirkette satış elemanı olması sebebiyle yapılan satış ve satışların iadesine yönelik olduğu görülmektedir. Yine müvekkilin hesabına yüklü miktarda paraların girdiğine ilişkin davacı iddialarının da gerçek olmadığı iş bu hesap dökümlerinden anlaşılmaktadır.
Müvekkilimin davacı ** ve yine kendisi tarafından kurulan ** Giyim isimli anonim şirket ile sigortalı işçiliği dışında herhangi bir ortaklık bağı bulunmamaktadır. Zira davacı tarafından HMK. M.190 gereğince müvekkilin gayriresmi ortak olduğuna dair dahil herhangi bir somut delil sunulamamıştır. Davanın miktarı gereğince davacıların, müvekkilin şirket ortağı olduğuna ilişkin herhangi bir yazılı delile yer verilememiş olup; davacılar tarafından açılan davanın reddini talep ederiz.
3- Dava Konusu Edilen, davacı ** ve ** Giyim A.Ş. tarafından kullanılan kredilere yönelik olarak cevaplarımız.
A. Davacı **'in Şahsı Adına Kullanılan Krediler Bakımından.
Davacı **, kendi şahsı adına bankalardan kredi kullanmıştır. Davacı **'in şahsı adına çektiği kredilere yönelik olarak müvekkilimin kendisine müteselsil kefil olduğu iddia edilmektedir. Davacıların dava dilekçesinin ek'inde sunulan, ** T.A.Ş. İle yaptıkları protokol neticesinde davacı ** şahsı adına kullandığı krediler nedeniyle 2.118.280,63 TL borçlu olduğunu kabul beyan ve taahhüt etmiştir. Davacı **, kendisine ait olan borçlu konumunda bulunduğu borcunu, banka ile yapmış olduğu PROTOKOL neticesinde 1.600.000 TL olarak ödemiş ve dekontunu dava dilekçesinin ek'inde sunmuştur. Tarafımızca, davacı **'in bizzat şahsı üzerine olan ve borçlu sıfatıyla yer aldığı kredi borcunu ödemiş olması hasebiyle, kefil sıfatıyla yer alan aldığı iddia edilen müvekkile rücu etmesi hususu tarafımızca hukuken anlamlandırılamamaktadır.
Zira 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda alacaklının, borçluya ya da kefile karşı alacağının tahsili amacıyla hareket edebileceği, kefilin alacaklıya yapmış olduğu ödeme neticesinde alacaklarının haklarına halef olabileceği ve borçluya karşı rücu hakkının olacağı düzenlenmiştir. Ancak somut olayda görüldüğü üzere borçlunun, alacaklıya yaptığı ödeme sebebiyle kefile rücu etmesine yönelik herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. -Kabul Anlamına Gelmemek- ile birlikte; davacılar, dava konusu edilen kredi ödemelerinden, ** Giyim A.Ş. Adına kullanılan kredi miktarına yönelik olarak HER NE KADAR İSPATLANAMAMIŞ OLSA DA müvekkilin, şirket ile gayri resmi ortaklık bağı bulunduğunu iddia etmişlerdir. Ancak davacı **'in şahsı adına kullanmış olduğu krediler ile müvekkilin herhangi bir ilişkisi bulunmamaktadır. Yine davacıların dava dilekçesinde de bu hususa yönelik herhangi bir açıklama yapılmadığı gibi somut delil de sunulmamıştır. Bu sebeple, usul ve esasa aykırı olarak bizzat borçlu ** tarafından, kefil olan müvekkile yapılan haksız ve hukuksuz taleplerin reddini talep ederiz.
B. ** Giyim A.Ş. Adına Kullanılan Krediler Bakımından.
Yine yukarıda atıfta bulunduğumuz, davacılar ile ** T.A.Ş. Arasında düzenlenen protokol neticesinde davacılar ** Giyim A.Ş. Tarafından kullanılan krediler neticesinde 34.831,87 TL nakdi kredi borcu bulunduğunu kabul beyan ve taahhüt etmişlerdir.
Söz konusu PROTOKOL incelendiğinde; protokolün bizzat davacı ** ile kendisine ait ** Giyim A.Ş. ile ** T.A.Ş. Arasında düzenlendiği görülmektedir. Müvekkilimin anılan protokolün yalnızca 3. Maddesinde, daha önceden kefil sıfatı ile yer aldığı iddiasıyla kendisine icra takibi yapılması sebebiyle ismi geçmiş olup; yapılan protokolün müvekkil ile herhangi bir ilişiği bulunmamaktadır. Yine müvekkilin söz konusu protokolde imzası dahil bulunmamaktadır. Bu nedenle yapılan PROTOKOL müvekkilim açısından herhangi bir hüküm ifade etmemektedir.(Protokol'ün TBK M.583 vd. Maddelerine aykırı olduğu ilk paragrafta ayrıntılı olarak açıklanmıştır) Yine müvekkile, asıl borçlu olan ** Giyim A.Ş. Kurucusu ** tarafından yapılan borç ödemesi neticesinde rücu hakkı bulunmamaktadır.
4- Huzurdaki Dava ile Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/576 E. Sayılı dosya arasındaki ilişki ve Tahsilde Tekerrüre Yönelik Cevaplarımız.
Davacılar tarafından, huzurda görülen davanın yanı sıra müvekkilin ağabeyi olan ** **'e yönelik olarak Ankara *** Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde*** E. Sayılı itirazın iptali davası ikame edilmiştir. Davacılar, *** E. Sayılı davanın dava dilekçesinde **'in ** Giyim A.Ş. Adına, huzurdaki davada bulunan PROTOKOL nezdinde ** TL ödeme yaptığını, bu ödemenin protokol neticesinde taahhüt ettikleri meblağa ilişkin olduğunu iddia etmişlerdir. Davacıların kötüniyetli olarak maddi çıkar elde etme gayesinde oldukları açıkça görülmektedir. Nitekim huzurdaki davada davacılar tarafından sunulan dekontlar ve söz konusu protokol incelendiğinde, protokolde belirtilen meblağların ** tarafından ödendiği görülmekteyken; ekstra ödenen ** TL'lik ödemenin de protokole binaen yapıldığı iddia edilmektedir. Davacı taraf, *** E. Sayılı dosyada, müvekkilin ağabeyi olan **'in de şirketin gayri resmi ortağı olduğu ve hesabına para giriş çıkışı yapıldığı iddia edilmiştir. Bahsedilen meblağlarında huzurdaki davada müvekkilimizin hesaplarından yapılan para transferleri odluğu iddia edilmiş ve *** e. Sayılı dosyaya delil olarak müvekkile ait huzurdaki davada sunulan banka dekontları sunulmuştur. Davacılar huzurdaki davada müvekkilin gayri resmi ortak olduğunu iddia etmekte iken; *** E. Sayılı dosyada aynı belgeler ile müvekkilin ağabeyinin gayri resmi ortak olduğunu ve bankalar arasında yapılan para transferlerinin müvekkilin ağabeyi ile ilişiği olduğunu iddia etmektedirler.
Yine davacıların huzurdaki davası ile Ankara *** Asliye Ticaret Mahkemesi'nin *** E. Sayılı dosyaları üzerindeki talepleri ile huzurdaki dava arasındaki taleplerine yönelik olarak tahsilde tekerrür meydana geleceği açıktır ve bu husus davacılar tarafından bildirilmemiştir.
5- Dürüstlük İlkesi Bakımından Cevaplarımız.
Davacıların huzurdaki davayı açmalarında herhangi bir hukuki yarar bulunmamaktadır. Zira yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, davanın dayandığı iddialar hem Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına açıkça aykırıdır hem de davacıların kötüniyetli olarak hareket ettiklerini ortaya koymaktadır. Davacılar, gerçeğe aykırı beyanlarla ve haksız gerekçelerle bu davayı ikame etmiş olup, amaçları müvekkilim aleyhine haksız bir kazanç elde etmektir. Bu nedenle davanın reddi gerekmektedir. Yine davacıların davası geçerli herhangi bir somut delile dayanmamakta olup hukuk tekniğine de aykırıdır. Zira davacılar, huzurdaki dava neticesinde müvekkilimden ayrı ayrı hem icra inkar tazminatı hem de kötü niyet tazminatı talep etmişlerdir. Bu durum da hukuki tekniğe aykırı olduğu gibi hakkaniyete de aykırıdır. Bu nedenle tazminat taleplerinin de ayrı ayrı reddine karar verilmesini talep ederiz.
6- Özetle... Müvekkilim yalnızca davacı **'in şahsına ait ve kendisi tarafından kurulan şirket nezdinde sigortalı işçi olarak çalışmıştır. Müvekkilimin, söz konusu şirketler ile herhangi bir resmi ya da gayriresmi bağı bulunmamaktadır. Ancak davacılar tarafından, müvekkilin şirket ile bağının bulunduğu iddia edilmiş, buna yönelik gerçek dışı delil olarak nitelendirmiş olunan belgeler sunulmuştur. Ancak gerek ticaret sicil kayıtları, gerek müvekkilin sigorta kayıtlarından anlaşılacağı üzere müvekkilimin, şirket ile işçi sıfatı dışında herhangi bir ortaklık bağı bulunmamaktadır. Buna rağmen davacılar müteselsil kefil olarak iddia ettikleri müvekkilimden ayrı olarak düzenlenilen PROTOKOL gereğince TBK M.583'de belirtilen şekle aykırı sözleşme ile kötüniyetli olarak müvekkilden haksız kazanç sağlamak amacıyla haksız bir icra takibine akabinde ise huzurdaki davayı açmaya yönelmişlerdir. Bu sebeple huzurdaki davanın REDDİ ile davacılara yönelik EMSAL YARGITAY KARARLARI DA GÖZETİLEREK kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmek tarafımıza hasıl olmuştur.
davalı ...'in kredi sözleşmesindeki kefaleti TBK'nın 583. maddesindeki şekle uygun alınmadığından geçersiz olmasına rağmen davacı bankaca davalı ... hakkında icra takibine girişilmesinden ötürü davacı bankanın kötü niyetli olduğu kabul edilerek davalı ... yararına İİK'nın 72. maddesi gereğince %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesi de usul ve yasaya uygun olduğu (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi'nin 18/09/2017 tarih ve 2016/10364 E. 2017/5928 K. sayılı emsal içtihatı). gerekçeleriyle; İlk Derece Mahkemesinin davanın kısmen kabul kısmen reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir
3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, (Yargıtay 11. HUKUK DAİRESİ Esas : 2024/48 Karar : 2024/8260 Karar Tarihi :25.11.2024)
HUKUKİ NEDENLER: TBK, HMK, İİK ve yasal mevzuat
HUKUKİ DELİLLER: 1- Ankara ** Genel İcra dairesi'nin *** E. Sayılı icra takip dosyası
2- Ankara ** Asliye Ticaret Mahkemesi *** E. Sayılı Dava Dosyası (Tevdiini talep ederiz.)
3- Banka Hesap Dökümleri
4- Müvekkile ait SGK Kaydı
5- Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi Kayıtları
6- ** Giyim A.Ş. Adına Ticari Defterler ve Çalışan Kayıtları
7- Bilirkişi, Uzman Raporları
8- Tanık (isim ve adres bilgileri mahkemeye ayrıca bildirilecektir.)
9- Yemin ve her türlü yasal delil.
SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda izah edilen ve re'sen gözetilecek sebepler ile
1- Davacıların usul ve esasa aykırı davalarının REDDİNE,
2- Davacıların Kötüniyetli Olduğunun Kabulü Neticesinde Takip Konusu Alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere KÖTÜNİYET Tazminatına Mahkum Edilmelerine,
3- Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılar üzerine yükletilmesine karar verilmesini vekaleten saygılarımızla arz ve talep ederiz. 25/08/2025
DAVALI VEKİLİ
AV. NASRULLAH KAYRA BOZKURT
E-imzalıdır.
EKLER
EK- 1 Ticaret Sicil Gazetesi
EK- 2 Müvekkile Ait SGK Hizmet Dökümü


