Tutukluluğa İtiraz Dilekçesi

Tutukluluğa İtiraz Dilekçesi

*** NÖBETÇİ ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE

Gönderilmek Üzere

*** SULH CEZA HAKİMLİĞİNE

DOSYA NO : ***

CBS DOSYA NO : **

TUTUKLULUK KARARINA

İTİRAZ EDEN ŞÜPHELİ : ***

MÜDAFİİ : Av. Nasrullah Kayra BOZKURT

TALEP KONUSU : *** Sulh Ceza Hakimliği'nin *** Tarihli Tutuklama    Kararına Karşı İtirazlarımızın Sunulmasından İbarettir.


AÇIKLAMALAR


Yukarıda esas numarası bildirilen dosya kapsamında yapılan soruşturmada şüpheli sıfatı ile yer alan müvekkil *** üzerine isnad edilen suçlamayla ilgili olarak Savcılık makamı tarafından alınan ifadesi ardından *** Sulh Ceza Mahkemesi'nin kararıyla tutuklanmıştır. Müvekkilin *** Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutukluludur.

Şüpheli savunmasında, yalnızca kullanıcı olduğunu açıkça belirtmiştir. Zira, uyuşturucu maddenin miktarı, uyuşturucu maddenin paketlenişi, müvekkilin banka, arama kayıtları da müvekkilin beyanlarını destekler niteliktedir. Müvekkil hakkında uygulanan tutuklama kararı soruşturma konusu suç dikkate alındığında hakkaniyete aykırı şekilde ağır bir yaptırımdır. Nitekim CMK’nın 100. Maddesinde sayılan tutuklama sebeplerinin mevcut bulunması için, “Kaçma ve Saklanma Şüphesinin Bulunması ve Delil Karatma Şüphesinin Olması “  gerekir. Ancak şüpheli için kanun maddesinde yer alan koşullar oluşmamıştır. Şöyle ki;

Huzurdaki Soruşturmada Müvekkil Uyuşturucu Ticareti Suçu Sebebiyle Tutuklanmış Olsa da Müvekkilim, Yalnızca Uyuşturucu Madde Kullanıcısıdır.  Suçun Mahiyetinin Değişeceği Sarih Bir Biçimde Görülmektedir. 

Müvekkil kolluk savcılık ve sulh ceza mahkemesi huzurunda yaşanan hadiseyi olduğu gibi anlatmıştır. Müvekkil şüpheli, uyuşturucu madde ticareti yapmamasına, yalnızca madde kullanıcısı olmasına rağmen uyuşturucu maddeyi kimden satın aldığını, şahsın bilgilerini, telefon numarasını dahil etkin pişmanlık kapsamında tek tek açıklamıştır. Müvekkilin iyiniyetli olarak hareket ettiği açıktır. Nitekim müvekkil, olayın çözümlenebilmesi adına yardımcı olacak bütün bilgileri sarih bir biçimde beyan etmiştir.

Uyuşturucu Maddenin Miktarı ve Paketleniş Şeklinden Kullanım Sınırında ve Amacında Olunduğu, Açıkça Anlaşılmaktadır. 

Müvekkil, kolluk tarafından her ne kadar hukuksuz bir biçimde aranmış olsa da müvekkilin üzerinden 40 gram kadar uyuşturucu madde tek bir poşette bulunmuştur. Müvekkilim, uyuşturucu madde kullanıcısı olduğunu samimi bir şekilde beyan etmiştir. Müvekkilin üzerinden çıkan uyuşturucu maddenin kullanım sınırında olduğu, Yargıtay'ın emsal kararlarında 187 gram, 165 gramın dahil kullanım sınırında olabileceği hüküm altına alınmıştır. Yukarıda da belirttiğimiz üzere müvekkil hakkında atılı suçlamaların mahiyetinin değişmesi oldukça yüksek ihtimaldir. 

Müvekkil hakkında atılı suçlamaların uyuşturucu madde ticareti suçundan; uyuşturucu kullanma & bulundurma suçuna değişmesi durumunda da müvekkil hakkında verilen tutuklama kararı, suçun niteliği ve cezası gereği hakkaniyete aykırı ve ağır bir yaptırım seçeneği olacaktır. Bu nedenle bütün bu beyanlarımız ve Yargıtay ilamları da göz önünde bulundurularak müvekkil hakkındaki tutuklama kararının itirazlarımız neticesinde kaldırılmasını talep ederiz.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi 02/10/2012 tarih ve 2011/13043 E. 2012/14677 K. sayılı kararında;

“olay tutanağı ve dosya kapsamına göre, yapılan önleme aramasında sanığın kullandığı araç içinde 4 ayrı pakette ele geçirilen net 187,6 gramdan ibaret suça konu esrarı kullanmak için bulundurduğuna ilişkin savunmasının aksine, ticari amaçla bulundurduğuna ilişkin kuşku sınırlarını aşan kesin ve yeterli delil bulunmadığı, eyleminin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğu (…)” 

Yargıtay 10. Ceza Dairesi 02/10/2012 tarih ve 2011/13043 E. 2012/14677 K. sayılı kararında;

“sanığın suç konusu 165,217 gramdan ibaret esrarı satacağına veya başkasına devredeceğine ilişkin delil bulunmadığı, sanığın suçu inkâr etmesinin bu maddeyi kullanma dışında bir amaç için bulundurduğu şeklinde yorumlanamayacağı gözetilmeden, sanık hakkında “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” yerine “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan hüküm kurulması (…)” gerekçesiyle bozma kararı vermiştir.


Müvekkil Sanığın Kaçma Şüphesi Bulunmamaktadır.

Müvekkilin kaçma şüphesi yoktur. şüpheli sabit ikametgah sahibidir. İş bu sebeple sanığın kaçma şüphesinin olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde açıkça ortadadır. Müvekkilim evli ve bir çocuk babasıdır. Sanayide kaynakçı olarak çalışmaktadır. Müvekkilim ailenin tek geçim kaynağıdır. Müvekkilin tutuklanması, maddi ve manevi açıdan müvekkile ve ailesine zarar verecektir. Müvekkilimin adli kontrol altına alınması durumunda dahil doğrudan mesleğini icra etmeye devam edecektir. 

Müvekkilin Delilleri Karartma Gibi Bir Durumu Dosya Kapsamında Mümkün Değildir. Zira Bütün Deliller Olay Günü Kolluğa Teslim Edilmiştir.

Hangi davranışların delilleri karartma şüphesine yol açacağı CMK’da sayılmıştır. Buna göre şüphelinin davranışları delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılma girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe uyandırıyorsa şüpheli hakkında tutuklama kararı verilebilir. Şüphelinin bazı davranışlar içerisine girmesi ve bu konudaki davranışlarının delilleri karartma hususunda kuvvetli bir şüphe oluşturması yani bu konuda somut olguların bulunması gerekmektedir.

Müvekkilin delilleri karartma şüphesi yoktur. Bütün deliller olay günü kolluğa teslim edilmiştir. Müvekkilin tanıklar veya başkaları üzerinde baskı kurma olasılığı da yoktur. Zira müvekkil, mağduriyetin giderilmesi için her şeyi yapmakta ve soruşturmanın kolaylaşması için çabalamaktadır. Tutuklama kararı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5.maddesindeki koşullarla Anayasa’nın 19/3 hükümleri de dikkate alınarak verilmelidir. Bu koşulların şüpheli bakımından oluşmadığı kanısındayız.  


Tutuklama En Son Başvurulacak Tedbirdir.

Bilindiği gibi tutuklamanın amacı; maddi gerçeğe ulaşılmasını ve ceza yargılamasının yürütülmesini sağlayan geçici bir araçtır. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını sınırlandıran çok ağır bir koruma tedbiri olması nedeniyle, tutuklamanın çok dikkatli ve özen gösterilerek, son çare olarak uygulanması gerekir.

CMK 109’daki adli kontrol kurumunun tutuklamaya göre öncelikle uygulanması gerekir. Tutuklama en son tedbirdir. Mahkeme, öncelikle adli kontrolü uygulamadan tutuklamaya hükmetmemelidir. AİHM de içtihadlarında tutuklamanın en son önlem olarak uygulanması gerektiğinden bahsetmekte; başka bir önlemle tutuklamadan sağlanan yarar sağlanabilecekse, tutuklama yoluna gidilmemesi gerektiğini söylemektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin, Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiği yönündeki 09/06/2020 tarihli ve 2017/38610 Başvuru Numaralı Kararında “Tutukluluğa ilişkin alternatif koruma tedbirlerinin uygulanabilirliğini göz ardı etmemeleri, ayrıca tutukluluğun devamına karar verirken davanın genel durumunun yanında tahliye talep eden kişinin durumunu dikkate almaları ve bu anlamda tutukluluk gerekçelerini kişiselleştirmeleri gerekmektedir.”

SONUÇ VE İSTEM : Belirttiğimiz nedenler ve mahkemenin kendiliğinden takdir edeceği nedenlerle;

Şüpheli hakkındaki tutuklama kararının İTİRAZEN KALDIRILMASINI, şüphelinin tutuksuz yargılanmasına karar verilmesini, sayın mahkeme aksi görüşte ise tutuklama kararının CMK 109 vd hükümleri gereğince‘’adli kontrole’’ çevrilmesini müvekkilim adına saygıyla arz ve talep ederim. 17.04.2025

      ŞÜPHELİ MÜDAFİ

    AV. NASRULLAH KAYRA BOZKURT

                     e-imzalıdır.


05447446072