Velayet Davası İkinci Cevap Dİlekçesi Örneği
*** ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE
DOSYA NO : ***
CEVABA CEVAP VEREN
DAVACI : ***
VEKİLİ : Av. Nasrullah Kayra BOZKURT
DAVALI : ***
KONU : Davalının Cevaplarına Karşı Cevaplarımızı İçeren Cevaba Cevap Dilekçemizin Sunulması Hk.
AÇIKLAMALAR
Davalı cevap dilekçesinde, davanın yetkisiz yer mahkemesinde açıldığını, davalının müşterek çocuklara anne şefkatiyle yaklaştığını iddia etmiş, davalı, müvekkili haklı davasından vazgeçirmek amacıyla müvekkilin itibarını zedelemek için mesnetsiz bir şekilde iftiralar da bulunmuştur. İş bu sebeple davalının mesnetsiz iddialarına karşılık cevaplarımızı sunmak tarafımıza hasıl olmuştur.
1- Davalının Yetki Yönünden İtirazlarına Karşı Cevaplarımız.
Davalı, cevap dilekçesinde müvekkilin *** ili, *** Mahallesinde ikamet ettiğini gerekçe göstererek huzurdaki dava için *** Mahkemesi'nin yetkisiz olduğunu iddia etmiştir. Dava dilekçesinde de belirtildiği üzere müvekkilin ikameti ***. Müvekkil, ***''da geçici olarak çalışmaktadır. Müvekkilin ikameti *** olduğu için huzurdaki dava çekişmesiz yargı kapsamında olduğundan müvekkilin ikametinde açılması usul olarak hukuka uygundur. Bu nedenle *** Mahkemeleri yer yönünden yetkiye sahiptir. Bu nedenle davalının talebinin reddi gerekmektedir. Ancak Sayın Mahkemeniz aksi kanaatte ise davanın yetkili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesini arz ederiz.
2- Davalının, Eşcinsellik Yönünden İddialarına Yönelik Cevaplarımız.
Davalı, dava dilekçemizde müvekkilin beyanlarına karşı Sayın Mahkemenizi yönlendirmek amacıyla dava konusu olayla hiçbir bağlantısı olmayan bir iftirayı öne sürerek müvekkilin itibarını zedeleyip vazgeçirmeyi amaçlamaktadır.
Öncelikle belirtmek isteriz ki; davalının iddiaları soyut ve mesnetsiz olup, hiçbir dayanağı yoktur. Davalının, müvekkilin eşcinsellik eğilimi olduğuna yönelik iddiaları tamamıyla asılsızdır. Böyle bir husus tarafımızca kabul edilmemek ile birlikte; davalının delil olarak sunduğu beyanlar yine davalının, tarafların boşanma davası sürecinde mahkemeye sunmuş olduğu asılsız iddialarıdır.
Davalı, şuanda evli bulunduğu şahısla birlikte olabilmek amacıyla müvekkile karşı böyle bir iftirada bulunmuş ve bu hususu tarafların *** Aile Mahkemesi *** E. Sayılı dosyasında öne sürmüştür. Davalı, şuanda evli olduğu şahıs ile tarafların boşanmadan önce evli oldukları dönemde de görüşmüştür. O dönemlerde davalı, şuanda evli olduğu şahsı arkadaşı olarak sıfatlandırmış ve aralarında hiçbir gönül ilişkisi olmadığını iddia etmiştir. Ancak davalı, müvekkil ile boşandıktan hemen sonra yeni eşiyle birlikte yaşamaya başlamıştır. Davalının amacı müvekkilden boşanarak şuan ki evli olduğu şahısla birlikte olmaktır. Bu nedenle müvekkilin üzerine kusur isnat edebilmek amacıyla müvekkile türlü türlü oyunlar oynamıştır. Davalı en son müvekkili eşcinsel olarak nitelendirebilmek amacıyla birçok olay kurgulamıştır. Ancak davalı bu iddiasını herhangi bir delille ispatlayamamıştır. Yine Sayın Mahkemeniz huzurunda görülen davada da davalı bu iddia üzerinden müvekkile karşı baskı yapmaktadır. Sayın Mahkemenizce davalının bu kötüniyetli iddiasına itibar edilmemelidir. Nitekim huzurdaki davanın konusu velayetin değiştirilmesi amaçlı olup, müşterek çocukların üstün yararının gözetilip, korunmasına yöneliktir.
2B. Davalı, müşterek çocuklar ile müvekkilin kişisel ilişki gereği geçirdikleri 1 aylık süreç hakkındaki iddiaları tamamıyla asılsızdır. Müvekkil, 1 aylık kişisel ilişki süresince çocuklarıyla kendisi ilgilenmiş ve beraber vakit geçirmişlerdir. Aşağıda 5. Kısımda açıklayacağımız üzere iş bu davanın açılması, müşterek çocukların bu 1 aylık görüşme sürecinde müvekkile anlattıkları olaylar neticesinde çocukların bunu talep etmeleri üzerine meydana gelmiştir.
3- Davalının ve Eşinin Müşterek Çocuklara Şefkatle Yaklaştığı İddialarına Yönelik Cevaplarımız.
Davalı, dava dilekçemizde de bahsedildiği üzere tarafların boşanmalarının üzerine yeni bir evlilik yapmıştır ve davalının bu evlilikten de bir çocuğu bulunmaktadır. Bu hususta doğrudan müşterek çocuklar müvekkilime, annelerinin ve üvey babalarının kendilerine soğuk davrandığını, kendileriyle ilgilenmediğini dile getirmiştir. Nitekim müşterek çocuklar "*** *** yaşında" ve "*** 9 yaşında" olup, yaşanan olayları idrak edebilecek çağdadırlar. Bu sebeple de müşterek çocukları, davalı annenin ve eşinin tutumları hakkında beyanda bulunabileceklerdir. Çocukların görüşlerini serbestçe ifade etmesinin elzem olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde de açıkça belirtilmiştir.
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12. maddesi:
“Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar. Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.” hükmünü içermektedir.
Diğer taraftan, Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin:
Çocuğun usule ilişkin haklarından, davalarda bilgilendirilme ve dava sırasında görüşünü ifade etme hakkının düzenlendiği 3.maddesinde:
“…Yeterli idrake sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edilen bir çocuğun, bir adli merci önündeki, kendisini ilgilendiren davalarda, yararlanmayı bizzat da talep edebileceği aşağıda sayılan haklar verilir:
a)İlgili tüm bilgileri almak;
b)Kendisine danışılmak ve kendi görüşünü ifade etmek;
c)Görüşlerinin uygulanmasının olası sonuçlarından ve her tür kararın olası sonuçlarından bilgilendirilmek.”;
Adli mercilerin rolünden, karar sürecinin düzenlendiği 6. maddenin (b) ve (c ) bentlerinde ise:
“b)…Çocuğun iç hukuk tarafından yeterli idrak gücüne sahip olduğunun kabul edildiği durumlarda,…çocuğun yüksek çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde, gerekirse kendine veya diğer şahıs ve kurumlar vasıtasıyla, çocuk için elverişli durumlarda ve onun kavrayışına uygun bir tarzda çocuğa danışmalıdır, çocuğun görüşünü ifade etmesine müsaade etmelidir.
c)Çocuğun ifade ettiği görüşe gereken önemi vermelidir.” hükümleri yer almaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas: 2017/2069, Karar: 2018/1179 Tarih: 06.06.2018
... Müşterek çocuk Tuana’nın dava tarihi itibariyle idrak çağında olduğu, uzmanlarla yapılan görüşmelerde “annemde kalmak istemiyorum, ben babamı istiyorum” dediği anlaşılmıştır. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında kişisel ilişki noktasında da idrak çağında olan çocuğun beyanına üstünlük tanınarak, davalı anne ile çocuk arasında yatılı olmayacak şekilde uygun süreli bir kişisel ilişki düzenlemesi gerekmektedir.
O hâlde, aynı hususlara işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA... Oybirliğiyle karar verilmiştir.
4- Müvekkil, Müşterek Çocukların Bütün Giderlerini Kendisi Karşılamaktadır. Davalı ise Müvekkilin Müşterek Çocuklara Aldığı Hediyeleri Kırıp, Çöpe Atmaktadır.
Davalı, müşterek çocukların en ufak ihtiyaçlarını dahil müvekkilden para isteyerek karşılamaktadır. Keza davalı, müşterek çocuk ***'nin traş parasını dahil müvekkilden almıştır. Yine müvekkilim, müşterek çocukların okul ihtiyaçlarını, kışlık kıyafet ihtiyaçlarını bizzat kendisi almaktadır. Davalı buna karşın, müvekkilin almış olduğu kıyafetleri müşterek çocuklara giydirmemiştir ve yine müvekkilin çocuklarına hediye olarak aldığı kol saatini kırıp atmıştır. Bu hususlar müvekkile müşterek çocuklar tarafından bildirilmiştir.
5- Davalının, Cevap Dilekçesinde, Müvekkilin Psikolojik Sorunları Olduğuna Yönelik İddialarına Karşı Cevaplarımız.
Davalı, cevap dilekçesinde ki diğer beyanlarına benzer olarak, müvekkili Sayın Mahkemeniz nezdinde itibarsızlaştırmak amacıyla müvekkilin psikolojik sorunları olduğunu iddia etmiştir. Bu husus tamamıyla asılsızdır. Müvekkilin herhangi bir psikolojik sorunu bulunmamaktadır. Davalının mesnetsiz iddiasını reddediyoruz.
6- Huzurdaki Dava, Müvekkilin Kişisel İstemleri Amacıyla Değil, Müşterek Çocukların Talebi ve Üstün Yararının Korunması Amacıyla AÇILMIŞTIR.
Müvekkil, müşterek çocuklar ile aralarından kurulan kişisel ilişki gereği huzurdaki dava açılmadan önce 1 aylık bir süreçte birlikte yaşamıştır. Dava dilekçemizde de belirtildiği üzere bu süreçte müştereke çocukları davalı annenin kendilerini sevmediğini, ilgilenmediğini belirtmişlerdir. Müşterek çocuklar müvekkile, davalının yalnızca yeni eşinin sevdiği yemekleri yaptığını, davalının ve eşinin kendilerine aldıkları kuruyemiş ve cips gibi çocukların sevdiği ürünleri gizli gizli yediklerini belirtmişlerdir. Ayrıca davalı müşterek çocukları ev temizliğinde kullanmaktadır. Yine müşterek çocuk *** davalı tarafından yeni bebeğine bakıcı olarak kullandırılmaktadır.
Hatta ve hatta davalının yeni eşinin müşterek çocuk *** karşı tavırlarının değiştiğini, müşterek çocuğun, davalının eşinin bakışlarından rahatsızlık duyduğunu, bu nedenle müşterek çocuk *** davalı annesiyle görüştüğünü, annesinin *** karşı çıktığını ve bu nedenle müşterek çocuk *** evden kaçtığını öğrenmiştir. Nitekim müvekkil bu hususları öğrendikten sonra Sayın Mahkemeniz nezdinde iş bu davayı açmıştır.
Müşterek çocuklar, müvekkile, "biz seninle birlikte, dedem ve büyükannem ile yaşamak istiyoruz. Bizi yanına al" şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Yine yukarıda da belirtmiş olduğumuz üzere müşterek çocukların bu konuda beyanları alındığında sarih bir şekilde babalarıyla yaşamak istedikleri ortaya çıkacaktır.
7- Son Sözlerimiz.
Yukarıda açıkladığımız hususlar neticesinde sarih bir biçimde görülmektedir ki davalı, müşterek çocukların psikolojik gelişimini açıkça aksatmaktadır. Yine davalı annenin yeni evliliğinden doğan çocuğuyla sürekli olarak ilgilenmesi ve bu süreçte müşterek çocukların bakımından doğan sorumluluklarını yerine getirmemesi, çocukların menfaatlerini zedelemektedir.
Yine bu süreçte davalı anne çocukların babalarıyla olan ilişkisini zedelemek amacıyla müşterek çocukları müvekkile karşı kışkırtmakta ve müşterek çocuklar ile müvekkilin arasındaki baba- çocuk ilişkisini yok etmeye çalışmaktadır. Keza davalının iddialarından açıkça anlaşılmaktadır ki; davalı müvekkile karşı iftira atacak kadar kin beslemektedir. Bu sebeple Sayın Mahkemenizden müşterek çocukların üstün yararının gözetilmesi ve müvekkil babalarıyla olan ilişkilerinin daha fazla zedelenmemesi adına gerekli görüldüğü takdirde çocukların da bu husustaki ifadeleri alınarak huzurdaki dava sonuçlanıncaya kadar tedbiren dava sonuna kadar müvekkile verilmesini arz ve talep ederiz.
Önemle Belirtmek İsteriz ki:
-Davalının iddialarını kabul ettiğimiz anlamına gelmemek ile birlikte- Davalı sürekli olarak müvekkilin eşcinsel eğilimi olduğunu iddia etmiş ve bunu çok ağır bir kusur olarak nitelendirmiştir. Hatta ve hatta bunu bir suç gibi lanse etmeye çalışmıştır. Bizce bu durum davalı için oldukça vahim bir husustur. Taraflardan birinin eşcinselliğe yönelimin olmaması velayet hususunda herhangi bir etki teşkil etmemektedir. Bu durum kanunda da eşcinsel bireyin aleyhine herhangi bir düzenleme içermediği gibi içtihatlarda da yer almamıştır. Yine bir bireyin cinsiyet değiştirmesi 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 40. Maddesiyle düzenlenmiştir. Yani Türkiye Cumhuriyeti kanunları bir kişinin cinsiyet değiştirmesini açıkça düzenlemiştir.
Nitekim somut olaya bakılacak olursa kanunda açıkça belirtildiği gibi velayet hakkı bakımından önemli olan çocuğun üstün yararıdır. Çocuğun yararına olan taraf eşcinsel ya da transseksüel bir birey olsa dahi çocuğun bakımını üstlenebilecek durumda ise ayrıca sosyal, psikolojik, maddi, manevi ve duygusal durumu da iyiyse çocuğun velayet hakkını almasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır. Aksi halde eşitlik ilkesine aykırı davranılacak şekilde ayrımcılığa gidilmesi ve sırf cinsiyet değiştirdi diye çocuğun velayetinin anne veya babaya verilmemesi Kanunun amacına ve ruhuna da açıkça aykırıdır. Hatta sırf cinsiyetini değiştirdi diye çocuğuna aynı sevgi ve şefkati gösteremeyeceğinin kabul edilerek velayet talebinin ret edilmesi halinde farklılaşmanın dışlandığı bir yargı anlayışının mevcut olduğu düşünülecektir.
Nitekim bir kişi sırf Kanuni hakkını kullandı diye diğer Kanuni hakkından mahrum bırakılamaz. Bu sebeple de velayet kararının hakkaniyetli şekilde değerlendirilmesi ve ayrımcılık yapılmadan karara bağlanması gerekmektedir. Aksi yönde karar verilmesi başta Anayasa olmak üzere diğer Kanuni düzenlemelere de açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
HUKUKİ NEDENLER: HMK, TMK ve yasal mevzuat
HUKUKİ DELİLLER: Tanık, Yemin, İsticvap, Bilirkişi İncelemesi, Sosyal İnceleme Raporu, Müşterek Çocukların Beyanları, Nüfus Kayıtları ve sair deliller
İSTEM VE SONUÇ: Yukarıda izah etmiş olduğumuz hususlar neticesinde öncelikle haklı davamızın KABULÜ ile birlikte;
1- Müşterek çocuk *** ve ***un velayetinin çocukların menfaati açısından TEDBİREN dava sonuna kadar müvekkilime verilmesine,
2- Müşterek çocuk *** ve ***'un üstün yararı gözetilerek nihai velayetinin davalıdan alınarak müvekkilime verilmesine,,
3- Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine, karar verilmesini vekaleten saygıyla arz ve talep ederiz. 31.10.2023
DAVACI VEKİLİ
AV.NASRULLAHKAYRABOZKURT
e-imzalıdır.


