Velayetin Değiştirilmesi Dava Dilekçesi Örneği
*** NÖBETÇİ AİLE MAHKEMESİNE
Tedbir Taleplidir.
DAVACI : ***
VEKİLİ : Av. Nasrullah Kayra BOZKURT
DAVALI : ***
DAVA KONUSU : *2017 Doğum Tarihli *** T.C. numaralı ***'nun velayetinin öncelikle ve ivedilikle tensip ile birlikte karar verilinceye kadar, tedbiren geçici velayet hakkının ve karar ile birlikte nihai velayetinin davalıdan alınarak müvekkilimize verilmesi talepli, olmadığı takdirde müşterek çocuğun yaşı gözetilerek ötürü yatılı kişisel ilişki tesis süresinin uzatılması düzenlenmesine ilişkin taleplerimize yönelik dava dilekçemizdir.
AÇIKLAMALAR
1- Taraflar*** Aile Mahkemesinin*** Esas, *** Karar sayılı ***2024 tarihli ilamıyla boşanmışlardır. Bu kararla, ***2017 doğumlu müşterek çocuk ***'nun velayeti davalı anneye verilmiştir. İşbu dilekçemizle müşterek çocuğun velayetinin davalıdan alınarak müvekkil davacıya verilmesi için mahkemenize başvurmuş bulunmaktayız. Şöyle ki;
Davamız ve Taleplerimizi Özetle Belirtecek Olursak;
Her ne kadar müşterek çocuğun velayeti boşanma davası neticesinde davalı anneye verilmiş olsa da; müşterek çocuğun maddi ve manevi menfaatleri, sağlıklı gelişimini sağlaması açısından şartlar olumsuz yönde değişiklik göstermiştir. Müşterek çocuğun fiziksel sağlığı, davalı annenin fiziksel ve psikolojik problemleri olması nedeniyle açıkça tehlikededir. Davalı, somut deliller ile de ispat olunacağı üzere paranoya ve şizofreni başta olmak üzere psikolojik hastalıklara sahiptir. Davalı hakkında Sayın Mahkemeniz marifetiyle alınacak raporlar neticesinde davalının ruhsal sağlığının müşterek çocuğun sağlığını ve güvenliğini tehlikeye atacak nitelikte olduğu görülecektir. Davalının, gerçeklerle olan ilişkileri neredeyse bitmiştir. Davalı, ruhani ve kutsal varlıklar ile konuştuğunu, kendisinin onları yönettiğini, yurt içi ve yurt dışında önemli ilişkilerinin bulunduğunu, müşterek çocuğa büyü yapıldığını, müvekkilin kendisine büyü yaptırdığını iddia etmektedir.
2- Her ne kadar küçüğün velayeti davalı anne de olsa da; davalı anne, özellikle tarafların boşanmasının akabinde müvekkilime, küçüğe karşı hareket ve davranışları oldukça değişmiştir. Davalı, psikolojik sağlığını gün geçtikçe kaybetmeye başlamıştır. Bu uğurda davalının sosyal medya paylaşımları, müvekkile ile SMS yolu ile yapmış olduğu mesajlaşmalar ve bizzat davalı ile müvekkilim arasındaki konuşmalardan davalının psikolojik sağlığını tamamen yitirdiği anlaşılmaktadır. Bu durum, müşterek çocuğun psikolojik sağlığını ve hatta ve hatta fiziksel sağlığını dahil kötü olarak etkilemektedir. Öyle ki; Somut delillerimiz de göz önünde bulundurulduğunda davalının davranışları, müşterek çocuğun fiziksel sağlığına zarar verebilecek düzeydedir. Bu nedenledir ki Sayın Mahkemenizden öncelikli talebimiz, somut delillerimiz göz önünde bulundurularak; davalının tam teşekküllü bir hastaneye sevkiyle fiziksel ve psikolojik durumuna ilişkin sağlık raporu alınmasını, yine SGK'ya yazılacak müzekkere ile davalının herhangi bir ilaç kullanıp kullanmadığına ilişkin rapor alınmasını talep ederiz. Nitekim bu süreçte müşterek çocuğun üstün yararının gözetilerek tedbir talebimizn kabulü ile müşterek çocuğun dava süresince geçici velayetinin müvekkilime verilmesini talep ediyoruz.
DAVALININ PSİKOLOJİK DURUMUNA İLİŞKİN BEYANLARIMIZ.
3- Davalının Gerçek Hayat ile İlişiği Tamamen Kopmuş, Ruhani ve Kutsal Varlıklar ile Konuştuğunu, Görüştüğünü, Cehennemi Yönettiğini ve Daha Birçok Akılalmaz Olay Yaşadığını İddia Etmektedir.
Davalı, müvekkilim ile yaptığı konuşmalarda, müvekkilime "*********" gibi maddi olarak imkansız ve hayali olayları gerçekten yaşamış gibi anlatmaktadır.
Yine davalı müvekkilime, "E*** ÖLDÜRÜRÜM seni de yaşatmam. B***" gibi ruhani varlıklar ile ilişkin gerçek dışı iddialarda bulunup müvekkilimi ölüm ile tehdit etmektedir. Müvekkilim bu durumda davalıya karşı herhangi bir şikayette bulunmamış olup; öncelikle müşterek çocuğun fiziksel ve psikolojik sağlığını önemsemektedir. (şikayet haklarımızı saklı tutarız.)
Müvekkilim, herhangi bir sabıkası olmayan bir kişi olup; *** öğretmenliği yapmaktadır.
Müvekkilimin davalıya ya da müşterek çocuğa karşı herhangi bir olumsuz fiilinin bulunmamasına karşın; davalı, hayal ve gerçek dünyayı algılayamaması sebebiyle müvekkilime karşı kendisini sürekli olarak doldurmuş ve durum müvekkilimi öldürmek ile tehdit etmesine kadar vahim bir hale gelmiştir.
4- Davalı, Müşterek Çocuğu Kaçıracağını Söylemektedir.
Davalı, dilekçemiz ile birlikte sunmuş olduğumuz ses kayıtlarında davalının bizzat söylediği üzere kendisinin Avrupa ülkelerine**** Bu nedenle davalı, "SMS" yoluyla müvekkilime "Kızım ile birlikte yurt dışına gideceğim". Demiştir. Davalı tarafımızca da ne demek olduğu anlaşılmadığı üzere sürekli ve sürekli mesajlarında "s***" demek suretiyle sürekli müvekkilime gezegen isimleri ve garip terimler ile mesaj atmaktadır. Bu mesajlara tarafımızca da hiçbir anlam verilememekle birlikte; davalının psikolojik durumunun vahim olduğu açıkça görülmektedir.
5- Davalı, Müvekkilim ile Mesajlaşmalarında ve Sosyal Medya Hesaplarında Sürekli Enteresan Haritalardan Bahsetmekte Olup; Bu durumlara da tarafımızca herhangi bir anlam verilememektedir. Davalı müvekkile mesajlarında cinler vs. Gibi ruhani varlıkların haritalardan bahsetmekte olup davalının kullanmış oluğu sosyal medya uygulaması olan INSTAGRAM üzerinden kendisine ait ***" kullanıcı isimli hesabından da ruhani varlıklara ve haritalara ilişkin paylaşımlar yapmaktadır.
6- Davalı, Müvekkilin Kişisel İlişki Hakkını Kullanmasına Engel Olmaktadır. Müvekkilin müşterek çocuk ile görüşmesine izin vermemektedir.
Taraflar arasındaki boşanma davasında alınan karara göre müvekkil her ayın 1. Ve 3. haftasonu müşterek çocuğu görme hakkı vardır. Durum böyleyken davalı müvekkilin kişisel ilişki kurmasına engel olmaktadır. Müvekkil kişisel ilişkisi sebebiyle *** ilinen çıkıp ***’ye gitmeye niyetlendiğimde "sakın bu hafta gelme, kızı da alır giderim, bizi bulamazsın" gibi söylemlerde bulunup, müvekkilin hakkını kullandırtmamaktadır. Sebep olarak müvekkilin müşterek çocuğa büyü yapacağını iddia etmektedir.
Müvekkil müşterek çocukla telefonda görüşebilmek için bile davalıya yalvarmak günlerce aramak zorunda kalmaktadır. Müvekkilin müşterek çocuğa aldığı oyuncakları, telefonu dahil davalı büyü olduğunu iddia ederek kırmıştır. Davalının psikolojik sağlığının yerinde olmadığı gerçek dünya ile hayal dünyası arasında kaybolduğu sarihtir.
DAVALININ MÜŞTEREK ÇOCUĞA KARŞI TUTUMU HAKKINDA BEYANLARIMIZ.
1- Davalı sürekli olarak müşterek çocuğa büyü yapıldığını, kendisinin ve müşterek çocuğun gerçek ve ruhani varlıklar tarafından rahatsız edildiğini ve öldürülmek istendiklerini iddia etmektedir. Davalının bu beyanları mesaj kayıtları ve *** ile açıkça anlaşılmaktadır. Davalı, ses kayıtlarında müşterek çocuğa ve yaşadıkları eve büyü yapıldığını, bu nedenle bazı aylarda müşterek çocuğu sakladığını ve diğer odalarda büyü olduğu için girmesini engellediğini beyan etmektedir. Müşterek çocuk bu nedenle yaşadığı ev içerisinde hapis gibi yaşamaktadır.
2- Davalı, müşterek çocuğun büyü altında olduğunu ve ruhani varlıkların (cin vs.) sürekli kendilerini rahatsız ettiği iddiasıyla müşterek çocuğa ve kendisine büyü olarak tabir edilen garip sözler söylemekte, dualar etmekte ve ev içerisine garip yazılar yazmaktadır. Müşterek çocuğa karşı; baban sana büyü yapıyor, baban artık yok, yalnızca sen ve ben varız gibi ithamlarda bulunarak müşterek çocuğun müvekkilimden soğutmaya ve baba figürünü yok etmeye yönelik beyanlarda bulunmaktadır.
MÜŞTEREK ÇOCUĞUN FİZİKSEL VE PSİKOLOJİK DURUMU HAKKINDA BEYANLARIMIZ.
1- Yukarıda izah ettiğimiz ve somut delillerimizden de görüleceği üzere davalının psikolojik sağlığı müşterek çocuk için hayati önemde tehlike arz etmektedir. Davalının gerçek dünya ile bağlantısı kalmamış bu nedenle de müşterek çocuğa davranışlarında tutarsızlık meydana gelmiştir. Davalının sürekli gerçek dışı olayları söz konusu yaparak cinlerden, büyüden ve diğer 3. Boyutlu varlıklardan bahsediyor olması nedeniyle müşterek çocuğun psikolojik gelişimi olumsuz yönde etkilenmektedir. Müşterek çocuk henüz yedi yaşının sonlarındadır ve davalının bu tutumları nedeniyle müşterek çocuk sürekli bir korku içerisindedir. Bu durum, müşterek çocuğun, müvekkilim ile yaptığı telefon görüşmelerinden anlaşılmaktadır. Müşterek çocuk normalde konuşkan, neşeli ve sosyal bir kişilik yapısındayken; son zamanlarda sürekli olarak müvekkil ile telefon konuşmalarında ağlamakta, korktuğunu söylemekte ve çekingen davranmaktadır.
2- Davalının akıl sağlığını tamamen kaybetmiş olması sebebiyle; müşterek çocuğunda bulunduğu evi değişik imge ve fotoğraflar ile doldurmuş, sürekli olarak İslam dinine aykırı olan dualar ile evde müşterek çocuğun psikolojik sağlığını olumsuz yönde etkileyecek sesler açmaktadır.
3- Davalı, müvekkile yazdığı mesajlardan da anlaşılacağı üzere müşterek çocuğun gözünde baba figürünü tamamen yok etmeye çalışmaktadır. Müvekkilim, müşterek çocuk ile gizli gizli telefonda konuşabilmektedir. Müşterek çocuk günden güne müvekkilime karşı olan duygularında zedelenme yaşamakta baba figürü müşterek çocuk açısından yok olmaktadır.
4- Müşterek çocuk yaşı itibariyle anne ve baba figürüne en çok ihtiyaç duyduğu bu dönemde anne figürünü tamamen kaybetmiş, davalının çabaları vesilesiyle müvekkilim ile de herhangi bir sağlıklı iletişim kuramamaktadır. Türk Medeni Kanunu Madde 324'de : "Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür. Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddî olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir. (Ek üçüncü fıkra:24/11/2021-7343/38 md.) Velayet kendisine bırakılan ana veya baba, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmezse çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayet değiştirilebilir. Bu husus kişisel ilişki kurulmasına dair kararda taraflara ihtar edilir." denilmiştir.
Tarafımızca somut deliller üzerinden yapılan açıklamalar ve Sayın Mahkemenizce öncelikle davalının sevki ile alınacak raporlardan açıkça anlaşılacağı üzere her ne kadar müşterek çocuğun velayeti daha öncesinde davalı anneye verilmiş olsa da; davalının psikolojik sağlığının müşterek çocuğun fiziksel ve psikolojik gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği açıkça anlaşılmaktadır.
5- Müşterek çocuk henüz ilkokul çağında olup; hayatın ilk adımlarını attığı yaştadır. Bu yaşında arkadaşlar edinecek, eğitim hayatına yönelik olarak ilk atılımlarını gerçekleştirecektir. Bir çocuğun gelişiminin en önemli noktası olan "başlangıç" aşamasındadır. Davalının nitelikleri yukarıdan açıklandığı üzere müşterek çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olmadığı gibi sürekli büyü, cinler ve benzeri hayali ve müşterek çocuğun psikolojisini bozacak yönde eğilimde konuşmaları ve davranışlarının olması müşterek çocuk açısından oldukça zararlıdır.
Buna karşın müvekkilim *** Öğretmenidir. Düzenli bir yaşamı bulunmakta olup; müşterek çocuğun maddi ve manevi bütün ihtiyaçlarını karşılayacak düzeydedir. Zira müvekkilimin öğretmen olması sebebiyle müşterek çocuğunu da yetiştirmesinde kendisi adına herhangi bir külfet bulunmamaktadır. Bütün bu hususlar değerlendirildiğinde taleplerimizin kabulü elzem hale gelmiştir.
Emsal Yargı Kararları...
- YHGK E: 2010/2-649 K: 2010/683 T: 22.12.2010
"Öncelikle belirtilmelidir ki; velayet, ana babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin hakları, ödevleri, yetkileri ve yükümlülükleri içerir.
Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocukların şahıslarına bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu noktada; çocuğun, eğitim ile istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunan ana ve babanın, sayılan tüm bu unsurlar yönünden çocuğa örnek teşkil etmeleri, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimine ilişkin tüm önlemleri almaları gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır.
Bilindiği üzere; ergin olmayan çocuk ana babasının velayeti altındadır. Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar. Ancak boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte evlilik birliği sona erdiğinden velayetin beraberce kullanılma olanağı kalmamaktadır.
Bu durumda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 336. maddesi uyarınca, ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hali gerçekleşmiş ise hakim, velayeti eşlerden birine verebilir. Velayet ana babadan birinin ölümü halinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir.
Ayrılık ve boşanma durumunda velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır. Eş söyleyişle, velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır.
Bu nedenle, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğuracağı onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek ele alınmalı ve neticeye varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır. Bu kapsamda, tarafların çocuğunun cinsiyeti, doğum tarihi, eğitim durumu, kimin yanında okumakta olduğu, talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenmediği, sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır. Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle, mahkemece çocuğu başkasına bırakma, ihmal etme, kaçırma, iradi olarak terk etme, yönlendirme hususları ile tarafın velayet talebinin olup olmaması, şiddet uygulaması, sadakatsizliği, ekonomik durumu, mesleği, yaşadığı ortam, kötü davranışı, alkol bağımlılığı, sağlığı, dengesiz davranışları dikkate alınmalıdır.
Mahkemece, açıklanan özellikler yanında mümkün oldukça çocuğun alıştığı ortamın değiştirilmemesine, kardeşlerin ayrılmamasına özen gösterilmeli, velayetin verileceği taraf yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olup olmayacağı yönünde ciddi ve inandırıcı delil olup olmadığı veya hemen meydana gelecek tehlikenin varlığının ispat edilip edilemediği hususları da mutlaka değerlendirilmelidir.
Yukarıdaki açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Taraflar arasında evlilik birliğinin davalı-karşı davacı annenin ağır kusuru ile son bulduğu hususlarında uyuşmazlık bulunmadığı açıktır.
Ne var ki, 27.01.2004 doğumlu T’nin yaşı dikkate alındığında annenin yakınlığına ve şefkatine muhtaç bir yaşta olduğu, benliğinin geliştiği bu yaşlarda ana yoksunluğunun derin izler bırakabileceği gözetilerek velayetin anneye bırakılması uygun olacaktır."
Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre ” Toplumun temel birimi olan ve tüm üyelerinin ve özellikle çocukların gelişmeleri ve esenlikleri için doğal ortamı oluşturan ailenin toplum içinde kendisinden beklenen sorumlulukları tam olarak yerine getirebilmesi için gerekli koruma ve yardımı görmesinin zorunluluğuna inanmış olarak,
Çocuğun kişiliğinin tam ve uyumlu olarak gelişebilmesi için mutluluk, sevgi ve anlayış havasının içindeki bir aile ortamında yetişmesinin gerekliliğini kabul ederek,
Çocuğun toplumda bireysel bir yaşantı sürdürebilmesi için her yönüyle hazırlanmasının ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasında ilân edilen ülküler ve özellikle barış, değerbilirlik, hoşgörü, özgürlük, eşitlik ve dayanışma ruhuyla yetiştirilmesinin gerekliliğini göz önünde bulundurarak,
Çocuğun korunması ve uyumlu gelişmesi bakımından her halkın kendine özgü geleneklerinin ve kültürel değerlerinin taşıdığı önemi göz önünde tutarak,
Her ülkedeki, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki çocukların yaşama koşullarının iyileştirilmesi için uluslararası işbirliğinin taşıdığı önemin bilincinde olarak, aşağıdaki kurallar üzerinde anlaşmaya varmışlardır:” şeklinde ki düzenlemeler mevcuttur.
Yukarıdaki tüm açıklamalarımız ışığında öncelikle haklı davamızın kabulü ile, çocuğun üstün yararı gereğince; müşterek çocukların, daha iyi bir ortamda yetiştirilmesi ve baba sevgisinden, ihtiyaçları olan ilgiden mahrum kalmamaları için işbu davayı açma mecburiyetimiz hasıl olmuştur. Çocuğun üstün yararı göz önünde bulundurulduğunda Sayın Mahkemenizce takdir edileceği üzerine, müşterek çocuğun velayetinin babaya verilmesi daha isabetli olacaktır. Zira davalı ayırt etme gücünü tamamıyla kaybetmiş ve şizofreni tanısı ile eşleşen özellikler sergilemektedir. Bu nedenle huzurdaki davayı açmak tarafımıza hasıl olmuştur.
HUKUKİ NEDENLER : Türk Medeni Kanunu ve ilgili mevzuat
HUKUKİ DELİLLER : Tanık beyanları, Hastane Raporları, SİR Raporu, Mesaj Kayıtları, Ses kayıtları, Fotoğraflar, Sosyal Medya Paylaşımları, Keşif, Bilirkişi ve yasal bütün deliller.
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ve izah olunan sebepler ve mahkemenizin re'sen göze alacağı sebeplerle,
A.) Müşterek çocuk ***nun geçici velayetinin çocuğunun menfaati açısından öncelikle TEDBİR'en dava sonuna kadar müvekkilime verilmesine,
B. Müşterek çocuk A***'nun nihai velayetinin davalıdan alınarak müvekkilime verilmesini,
C. Sayın Mahkemeniz aksi kanaatte ise Müşterek çocuk ***'nun yaşının büyümüş olmasından ötürü daha önceden kurulan kişisel ilişki tesisinin yetersiz gelmesi hususu nazara alınarak müvekkil ile müşterek çocuk arasında genel şahsi ilişkinin artırılmasına ve müvekkilimin *** ilinde yaşıyor olmasından ötürü yatılı görüş gününün artırılmasına ve mahkemenin uygun göreceği şekilde kurulmasına bu şekilde yeniden kişisel ilişki tesisinin belirlenmesine karar verilmesini,
D.) Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine, karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz. 24/05/2025
DAVACI VEKİLİ
AV. NASRULLAH KAYRA BOZKURT
e-imzalıdır.
EKLER
1- Mesaj Kayıtları
2- Ses Kayıtları
3- Sosyal Medya Paylaşımları


